Spor salonunda bacak kaslarını güçlendirme egzersizi yaparken karşımda göğüs çalışan genç bir adama gözüm ilişti.
Üstünde beyaz eşofman takımı, ayağında beyaz spor ayakkabısı ve beyaz çoraplar ile ince beliyle iyi hissettiği belliydi. Sakın bir halde setler arasında oturarak dinleniyordu.
Set arasında, beş- altı adım ileri yürüyerek yanına yaklaştım, göz göze gelince:
– Formdasın ve çok iyi görünüyorsun, ne kadar oldu salona geleli?
– Bir yıl kadar, haftada üç veya beş gün geliyorum, dedi.
– Spor kaç yıl daha sürer? diye takıldım, gülümseyerek.
– Bırakmayı düşünmüyorum.
– Ölünceye kadar, demeni beklemiştim, dedim.
– Hıı, ağırlık çalışırken streste atıyorum, bana çok iyi geliyor.
Mesleğini sordum:
– Fizyoterapistim, dedi. Çalıştığı hastaneyi söyledi.
– O hastanenin iki hekiminden sağlık hizmeti aldım, dedim.
Isimlerini söyledim. O hekimlerin hizmetlerinden memnuniyet duygularimi ifade ettim.
– İkisini de tanıyorum, çok iyidirler bir yıl önce geldiler, dedi.
Her ikisine de memnuniyet duygularımı ve selamlarımı söyle lütfen diye ilave ettim.
– Tabi ki, dedi.
– Kendisine de sağlık ve iyi dileklerde bulunarak yanından ayrıldım.
xxx
Salondaki süremin bitimine yakın başka bir köşede mat üzerinde yerde plates yapan genç bir kadın, yarım çember kulaklıkla müzik eşliğinde çalışıyordu.
Uzaktan, profesyonelce plates yaptığı anlaşılıyordu.
Yanına doğru yaklaşınca:
– Hariketleri çok profesyonelce yapıyorsunuz? Galiba salona eğitimli ve hazırlıklı geliyorsunuz, dedim.
– Bu hareketleri, tik-toktan izliyorum, dedi.
Mat üzerinde sağ dirseği yerde, sol eli ile 2.5 kg dairemsi bir ağırlığı tavana doğru belini bükerek kaldırıyor, tekrar bir yay çizerek zemine sağ yanına indiriyor. Bütün kaslarını işlevsel hale getiriyor. Bu hareketi ilk defa gördüm, kendine zaman ayırmasını, spora olan ilgisini tebrik ettim.
Mesleğini sordum, makina mühendisi olduğunu söyledi. Totoş’ ta çalıştığını ifade etti.
– Sporun gibi işin de de çok iyi olduğuna eminim dedim.
– Sağlık ve başarı dileyerek, uzaklaştim.
xxx
Genelde hareket halinde olanlar daha pozitif, diyaloga ve iletişime de çok açık oluyorlar.
Mutlu durumlarda istekliliğin kompresörü yukarı doğru itiliyor, arzu daha da artıyor. Stresin atılması ile birlikte sevinçli ve mutlu olma hali insanı daha iyi hissettiriyor. Kendi içine doğru akan mutluluk kaynağı, sonra sözcüklerinden ve gözlerinden dışarı doğru fışkırıyor.
Aristoteles’ de haklı olarak ” Yaşam devinimde vardır” demiş. Organizmanın en içlerinde, durmak bilmez, hızlı bir devinim vardır. Bu iç devinimi, dış devinimle de desteklemek gerekiyor. Kemikleri ve kasları güçlendirmekte bu iç devinime hayli destek veriyor. Geleceğin insan profili de 21.y.y.’ da böyle şekilleniyor. Bilim insanları buna “wellnes insani” gibi yaşamak diyor( iyi görün, iyi hisset, iyi yaşa)
” Ama yine de bedensel ve zihinsel üstünlükler yavaş yavaş zamana yenilirler, ancak ahlaki karaktere zaman bile dokunamaz”.* diyor Schopenhauer.
Yine de bu konuda Nietzsche ‘ ye danışmadan olmaz. Bakın bu konuda Nietzsche ne diyor:
” Mümkün mertebe az oturmalı; açık havada yürürken doğmadan, şenliğine kasların da katılmadığı hiçbir düşünceye güvenmemeli. Önyargıların hepsi bağırsaklardan gelir. Daha evvel de söylediğim gibi, Kutsal Tin’ e karşı işlenen esas günah yerinden kıpırdamamaktır.
**
İnsanlık durumlarını dile getiriş gücüyle, oyunları ve şiirleri ile 400 yıldır bütün dünyada okur ve seyircilerini etkileyen William Shakespeare’ e son sözü bırakalım en iyisi:
” Doğa, kendi zamanında, tuhaf adamlar yarattı:
Kimileri sürekli gözlerinin önüne bakan
Ve gayda çalan birine papağanlar gibi gülen;
Ve kimileri ekşi suratlı,
Gülümseyip de göstermezler ki dişlerini,
Şakanın gülmeye değer olduğuna
Yemin bile etse bilge kişi.”*
* Arthur Schopenhauer, Aforizmalar, s, 8.
** Frederic Gros, Yürümenin Felsefesi, s, 17.