Mudanya’ dan gelen yolun FSM Bulvari’ na dönen kavşakta önce birinci ışıkları, sonra diğer şeritteki ikinci ışıkları geçtikten sonra ikiyüzelli metre daha yürürsen Bursa Şehir Hastanesi otobüs durağına varıyorsun.
Kavşağa gelince kırmızı ışıklarda bütün taşıtlar durdu. Yeşil ışığın yanmasını beklerken yolun sol tarafında, en önde benim bineceğim belediye otobüsüne gözüm ilişti. Yaya için yol açıldığı anda karşı tarafa geçerken otobüsün önüne varınca, bir an kararsızlık geçirdim, sonra bir ihtimal dedim, şoföre el sallayarak elimle kapıyı işaret ettim.
Oda önce bir tereddüt etti. Biliyorum kurallara aykırıydı. Oda bunu düşünmüş olmalıydı. Elimde bir kitap, el sallarken onu da görmüş olmalı, sonra kapıyı açtı, içeri girerken:
– Müthişsiniz valla! dedim. Ne güzel iyilik yaptınız, biliyorum kurallara uygun değil, ama bu küçük iyiliklerde çok güzel.
– Ne okuyorsunuz? Psikoloji mi? dedi.
– İyiliğinizle örtüşen bir kitap diyerek ismini söyledim:
“Zor zamanlar için insan kalma rehberi”.
– Zor anımda güzel bir insanlık bu diyerek teşekkür ettim.
Mutlu oldu, gülümsedi. Iyiki açmışım kapıyı diye geçirmiştir içinden, diye düşündüm bende içimden.
Ispanyol Cizvit papazı Baltasar Gracian 17. yüzyılda Schopenhauer, Nietzsche ve Andre Gide tarafından da baştaci edilen, felsefi bir üslupla düşüncelerini yaşama geçiren bir filozof. Tarihin sayfalarında iz bırakmış oldukça etkili aforizmalar da üretmiş bir yazar.
“Zor zamanlar için insan kalma rehberi” ile günümüze de ışık veriyor.
Belediye otobüsü şoförü ile küçük bir diyalogdan sonra, memnuniyet duygumu bir kez daha ifade ederek arkaya doğru ilerledim.
Küçük iyilikler büyük sonuçlar doğurur. Durağa yürümede gecen zamanı, durakta otobüsü beklemede geçen zamanı ortadan kaldırıp, otobüste olmamı sağladı.
Bilmeden de olsa randevu saatine yetişmek için esnetilen kurallar, insanların yaşamına anlamlı değerler katıyor. İyi insan düşüncesidir bu, halden anlamanın vicdana yansımasıdır.
×××
İnsan bir düşüncedir diyor edebiyat ve tiyatro adamı Recep Bilginer’ de. Nice güzel düşünceler insanların yaşamını kolaylaştırıyor, nice kötüleri de vahşice yaklaşıyor. Herşey düşüncede bitiyor. İnsan eğitimle şekilleniyor. Beslendiği şeye de bağlı. Neyle, nasıl besleniyorsun bana onu söyle? Kitapla mı, yoksa sokağın vahşi diliyle mi? Senin ilgin neye karşı?
İnsanlık var olalı beri tarihin akışı hep böyle sürdü gitti. Bazı tarih dönemleri çok daha zor geçiyor. Halklar için çekilmez oluyor. Savaşlar, gerginlikler, belirsizlikler, umutsuzluklar, kötü yönetimler canını yakıyor insanın. Çocukların göz yaşları dışarıdan çok yüreğine akıyor.
Edebiyatçı, gazeteci ve düşün insanı Oktay Akbal’ da “İnsan bir Ormandir” demiş. Derinlemesine düşünen insanın, içinin tenhalarında bitmez tükenmez karanlıkları yaşanıyor. Yinede saklı bir umuttur, ışığa doğru hal eden herdem yeşil ağaçlar gibi tomurcuk açıyor. Tanımak zor her açıdan insanı.
Gün gelmiş Akbal “Önce Ekmekler Bozuldu” demiş. Sonra hikayesini yazmış. Şimdi de tüm dünya insanının ekmeğinin bozulduğu günler içinden geçiliyor. Halkın iyice küçüldü ekmeği, katıksız kaldı sofraları, aç ve sefil uykusuz geceleri…
Her koşulda insan umudu hiç sönmüyor. Bir bakıyorsun küçük güzel iyilikler karşına çıkıyor. Iyi insanlarda dolaşiyor aramızda. Denk geliyorsun bazen, içini ısıtıyor. Gözlerini gülümsetiyor. Bulutlar arasından güneşi doğuruyor içine, bazı gecelerinde yıldızların parlıyor.
Dün sabah sırtımdaki sırt çantası ile hafif meyilli Ismetiye caddesinden Agora çarşısına doğru inerken, sürekli önünden geçtiğim bir sitenin apartman görevlisi caddenin karşısından yukarı doğru yürürken beni gördü uzaktan. Gülümseyerek el salladı, günüme günaydın der gibi, mutlu beden diliyle beni gördüğüne sevinmişti.
Karşılaşınca birkaç dakika durur hal hatır ve çocuklarını sorardım hep. Uzaktaysa el sallar merhaba derdim. Arada görürdüm, ekmek, gazete vs alır sitesine dağıtırdı. Uzun yıllar aynı sitede, seviliyor demek ki!
İyi insanları çoğalmalı her yerde. Yaşamak daha nedir ki? Yaşama anlam katmak en güzeli. Kitaplar gibi iyilikler de besliyor insanın yüreğini. İnsan için anlamlı olan her güzel söz, yaşamına küçük bir dokunuş, unutmamalı…
Biraz daha yürüyüp, Manyolya parkının önüne varınca gözlerim Karabaş’ i aradı. Dokuz gün olmuştu buradan geçmeyeli. Uzaktan beni görünce fırladı koştu geldi. Döndü durdu etrafımda, bir süre zıpladık durduk birlikte. Karşılıklı sesler çıkardık, sevinç çığlıkları attık, sözcüklerim anlaşılmasa da karşı taraftan. Beni görünce çok mutlu olduğunu hissettim.
İki insan arasında, insanın beden duruşu, ses tonu, iletişim dilinde çok etkin. Anlaşılan, parkı sahiplenen bu köpekte de aynı derecede etkili.
Az sonra, aşağıdan yürüyerek gelen bir kadın bu köpek en çok seni seviyor dedi. Demekki empati ve sevginin enerjisi köpeklerin kalbine de ulaşıyor. Hissediyor sevince, hele bir sokak köpeği ise, çok zaman geçsede aradan vefasını gösteriyor.
Kentsel dönüşümle yapılan büyük bir inşaatın dördüncü katının tepesinde çalışan bir işçi göründü uzaktan. Hafta sonu bir cumartesi günü emeği ile alinteri döküyor. Göz göze gelemesekte baktığını gördüm aşağı. El salladık karşılıklı. Sonra yoluma devam ettim.
Okuyucu ne kadar küçük şeyler bunlar, diyebilir elbette. Üstün Dökmen de öyle demiş bir kitabına ad koymuş. Yaşamın da en güzeli gördüğün ve hissettiğin küçük şeylerde değil mi?