İnsanlık Halleri / 16

Zaman zaman mesleki konularda da insan hallerine dokunacağim. Yaşamdan kesitlerle konu ne olursa olsun tarihe not düşmek her zaman değerlidir. Duygular, düşünceler, hatalar, sevaplar, iyilikler, kötülükler, çıkarlar, bencillikler, egolar, çirkinlikler, güzellikler de yazılmalıdır.

Tarih boyunca insan denen canlı türünün iç dünyası, ruhu, duyguları, hayalleri genellikle yazılmadığı, yazıya içtenlikle dökülmediği için insanın anlaşılması kolay olmamıştır.

Bilim insanları, filozoflar, sosyologlar, psikologlar da insanı tam anlamıyla analiz etmeyi sağlayamamışlardır.

Oysa M.Ö. 550’lerde doğan Konfüçyüs’ ten, günümüze insanı konu alan sayısız kitaplar yazılmıştır.

Ne hissediyorsun yaşamda? Nasıl bir dünya var hayallerinde? Soluk aldığın yaşam yolculuğunda içine neler sığdırdın? Ne çileler çektin, ne sevinçler yaşadın masmavi gökler altında? Çıkar içini dışarı çok özele kaçmadan, çok mu zor? Yazıya aktarırken edebi bir dil kullanmadan, basitte olsa, içindeki duygu değerlidir her bir özel insanda.

Saklanacak ne varki düşünce ve duygu dünyasının mahrem penceresini açmadan. O dünya sana ait, penceresi hep kapalı olsa da, merak etmez bir başkası da.

İşinde, mesleğinde, düşüncelerinde bir özel insansın, dünyaya merhaba diyerek ağladın. Milyonlarca olasılıktan sadece senin çığlığın duyuldu doğduğunda. Baksana ne kadar özel bir canlısın yaşamda.

Bir de düşünüp, konuşuyorsun, en az bir dil biliyor ve yazıyorsun, o zaman yazsana; diye düşünüyorum aklımca. Bir gün yaşadıkların silinecek, geriye sadece yaptıkların ve yazdıkların kalacak. Durmasana? diye hissediyorum kendimce…

Onun için yazılmalıdır. Her insanın küçük büyük bir hikayesi vardır. Bu dünyadan geldin geçtin, tarihte bir izin kalsın. Bu özel değerin kaybolmasın.

xxxx

Küçük iyilikler bazen büyük sonuçlar doğurur. Küçük adımlar da öyle. İyi şeylerin sürekliliği insanın varlığına, sağlığına hep güzellikler katar.

Orman Mühendisleri, ormanlara faydalı iyilikler yapmanın adına, ” Sürdürülebilir Ormancılık” derler; Konfüçyüs’ de insanların iyilikleri için “Sürdürülebilir İyilikler” demiş. Sürdürülebilir iyilik ancak öğrenen ve öğrendiğini sindirebilenlerle mümkündür diye de ilave etmiş.

Bazen kurallara uymasa da, faydalı ise insana, yaşamına dokunuyorsa, bir anlam katıyorsa esnetmeli kuralı sertte olsa.

Orman Mühendisliği mesleğini yaparken, sadece ormanlara sürdürülebilir iyilikler yapması yetmez, çalıştığın yöre insanına da sürdürülebilir iyilikler yapılmalıdır. Bazen de Konfüçyüs gibi düşünülmelidir.

Gerçek bir yaşamdan buna bir örnek vermek gerekirse; aşağıda kısaca izah edeyim sözü çok uzun tutmadan.

Yazılarım ne bir aforizmadır, ne bir makale, ne de bir düz yazı. İnsanın duygu ve düşünceleri çerçevesinde gerçek yaşamdan kesitlerlerden ibarettir. Yazınsal edebiyatın hiç bir kuralına uymaz, bir yere de sıkıştırılamaz.

xxx

1989 yılında Ardanuç Orman İşletme Müdürlüğü, Ovacık Orman İşletme Şenliğine atanınca, ilçe merkezinden oldukça uzak köyleri ve ormanlarında görev yaptım.

Yüksek dağların yamaçlarında, yamacın eteklerinde Ladin, Göknar ve Sarıçam ağaç türlerinin ağırlıkta olduğu yer yer saf, yer yer de karışık halde oldukça sağlıklı doğal ormanları vardı.

Müdürlüğün, ormanlara bakım amaçlı üretim faaliyetlerinde iş yoğunluğu diğer üç şeflikten daha fazlaydı. Peynirli köyünde de, yıllık üretim işleri şefliğin diğer dört köyünden de daha çoktu. Köyun tarımsal kalkındırma kooperatifi üye sayısı, en fazla olan köydü.

Her köyun uzakta, dağların yamacında veya tepelerinde kışla ve yayla evleri bulunurdu.

Şefliğe başladığım birinci yıl Peynirli köyünün kışla evleri cıvarında Göknar ve Sarıçam ormanlarında damga yaparken halkın yaşam koşullarını gözlemleme şansım da olmuştu.

Köylüler ilkbahar aylarında derme- çatma kışla evlerine; kürek ve kazma ile elle, suyu çok olan akan derenin tabanına yakın bir yerden yapılan taşlı, dik yokuşlu bir yoldan ulaşmaya çalışırlardı. Eşyalarını belli bir yere kadar traktörlerle, geri kalan ikiyüz metrelik yokuştan da sırtlarında taşırlardı.

Yüzyıllarca yıl süren kadim yaşam zorlukları bugüne kadar hep böyle sürüp gitmişti. İkiyüz metrelik dik yokuşlu bu patika yol yapılmamıştı.

Şefliğimin birinci yılında gözlemlediğim halkın bu zorlu yaşam koşulları bilinçaltıma iyice işlenmişti. Sorunla birlikte çözüm şekilleri de zaman içinde bilinçaltımda olgunlaşmaya başlamıştı.

Peynirli köyünün sınırları kapsamındaki ormanların yıllık bakım etasının ( orman ağacının m3 olarak ölçüm miktarı) amenejman planında ( ormanlara bakım ve gençleştirme planı) bir sonraki yıl alınması gerektigini görünce, belleğimde çözüm için bir ışık belirdi.

İhtiyaç olupta o güne kadar yapılamayan, üretim faaliyetleri için (yapılması zorunlu olan) bir yol, yol şebeke planından seçilerek, bir sonraki yılın programına konuldu. Böylece bu programla birlikte, ikiyüz metre uzunluğundaki kışla yolunun yapılması için bir umut gün yüzüne çıkmış oldu.

Bir sonraki yıl için, üretim havzasinda gerekli olan 6 km’lik bir yol teklifi yapıldı. Teklif edilen yol kabul edilip programa alınınca; ilkbaharın sonunda arazide karlar erimeye başlayınca yolun yapılmasına da başlandı ve bitirildi. Yeni yol bitirilece, aklın bir köşesinde, belleğe yazılan ikiyüz metrelik kışla yolunun yapılması için risk alınarak dozer beş km yokuş yukarı dere yolundan yürütüldü. Ikiyüz metrelik dik yokuşlu kışla yolu da bir yerden lase( kıvrım) verilip yapılarak iki günde bitirildi.

Sorunun çözümü için Orman İşletme Müdüründen izin alınması en etik, en doğru bir yol ve görevdir. Ancak, halkın koşullarını ve zorluklarını yerinde görüp, güçlü duygusal bir bağ kuralamadığı bir süreçte, İşletme Müdürünün dozer ile ilgili izin verme şansı oldukça düşüktü.

xxxx

Bir idarecinin hayır sözcüğünü dikkate almamak yönetim anlayışına, kurumsal etik ilkelerine uygun değildir. Ama riske girip sorumluluğu üzerine almak ve halkın yararına olan bir işı yapıp, yaşamlarını kolaylaştırmak çok daha vicdanlı, asil bir iş olarak görülebilir. Risk almamakta başarılı hizmet yapma şansını düşürebilir.

Mustafa Kemal Atatürk’ de Çanakkale Kara savaşlarında Anzak askerlerine karşı, daha büyük risk alarak Anafartalar kahramanı olmadı mı?

William James’ te “insanların düşünce tarzları, insanların hayatlarını değiştirmede çok önemli rol oynar” demiştir.

İşin küçüğü veya büyüğü hiç farketmez, bir yönetici; işini yaparken koşulları, kamu yararını, etik değerler ve insanlığın yararını gözeterek, şartları dürüst bir anlayışla zorlaması gerekir.

Wiliam James yine; “insanlarının düşünce tarzlarını değiştirmeleri sonucu, hayatların da değiştirilebileceğini ifade etmiştir.

Koskoca bir köyun kaderi, 200 metrelik bir yolla çok değişti. Yaşamları kolaylaştı. Kuruma güvenleri arttı.

Halkın yanında olmanın, “Orman ve Halk” arasındaki uyumun pozitif etkisinin başarısı; kurumsal işlere ve gönüllere kadar işledi.

“Devlet gemiye halk suya benzer; gemiyi taşıyan sudur; ama gemiyi batıran da sudur ” demiş Konfüçyüs.*

Denizlerdeki su, nehirlerden, derelerden akan su insan için bir hayattır, devletin gemisi için de öyle. Eken, biçen, üretendir halk. Bir su gibidir, su hayattır.

Baltasar Gracian** ‘ da; “akacak bir yatak bulamayan her nehir kurur”, demiştir. Kurutmamak lazım nehirleri de. Gelişi güzel bütün nehirlerin yatağını HES’ lerle kapatmamak lazım.

Sonuç olarak halkın yanında, arkasında olmak bitmemesiye sürdürülebilecek en önemli iyiliktir.

Son sözü yine Konfüçyüs’ e bırakalım:

” Hiçbir şey karanlık bir odada siyah bir kedi aramak kadar zor değildir. Hele odada siyah bir kedi yoksa.”

Aydınlık olsun dünya…

* Konfüçyüs, nereye giderseniz gidin ama tüm kalbinizle gidin, s, 25.

** Baltasar Gracian, zor zamanlar için insan kalma rehberi, s, 91.