İlkbahardan yaza geçişin son günleri. Serin bahar günleri geride kaldı. Sıcaklar iyice bastırmadan güne erken kalkıp, spor salonuna erken gitmeli…
Salonda üç güzel adamla kesişti yolum. Üçü de başka bir güzellikte başarı hikayesi çiziyordu.
Salonunun ortasında taşıyıcı kalın bir beton direk, üç tarafına pufa benzer kadife kumaş kaplı oturaklara genç bir adam oturmuş, arkaya da yaslanmış vaziyette gözleri kapalı, hafifçe başı sol omuzuna düşmüş bir şekilde uyuklar gibi dinleniyordu. Üç metre uzağında, karşısındaki alette çalışırken bir an göz göze geldim.
– Gülümseyerek, uyuyorsun dedim.
– Gece çok ders çalıştım, yorgunum biraz.
– Kaçta yattın?
– Sabaha doğru 04:00’e geliyordu.
– Bari bu kadar erken saatte gelmeseydin?
– Olsun, hava sıcak, erken daha iyi oluyor.
– Yaşını sordum.
– 26 dedi.
– Adını sordum.
– İlyas, dedi.
– Ne iş yapıyorsun?
– Türkçe öğretmeniyim.
Üç yıl olmuş okulu bitireli. Çanakkale’de okumuş. İki yıl sınava girmiş, son sınavdan 79 puan almış, ama atanamamış.
Benim branştan 20.000 kişi sınava girdi, ben ilk 2900’a girdim. Ancak 600 kişi aldılar. Bu yıl belki 300 kişi alacaklar, bilmiyorum. İlk 300 kişiye girmeye çalışacağım. Özellikle ilk 5000′ e girenler, çok çalışıyor. Mecburen artık günde 15 saat çalışıyorum, dedi.
İnce bıyıklı, kirli sakallı, esmer renkli ,1.70 boylarında siyah eşofman, koyu renkli yeşil t- şiirt giymiş çok hoş bir adam. Yapıcı, olumlu bir tarzı var. kendine acımadan, kimseye kendini acındırmadan sakin bir uslupla kısaca hikayesini özetledi. Bir gün atanma umudunu çok canlı tutuyordu.
●●●
Sırtında ilkokul numaram yazılı, siyah beyaz dik çizgili bir forma giymiş. Siyah beyaz desenli güzel bir spor ayakkabısı içinde beyaz çoraplar vardı. Beyaz tenli, 1,78 boylarında güzel yüzlü genç bir adam.
Yan yana geldik bir ara. İlerledim üç beş adım daha, bu sefer göz göze geldim, yüzüne gülümsedim içtenlikle. İki elimle, belinin iki tarafından avuç içlerimle tuttum.
– Çok parlak ve yakışıklı bir adamsın dedim tebessüm ederek.
– Önce bir an şaşkınlık geçirdi, sonra iyi hissederek, o da gülümsedi.
-Ne iş yaptığını sordum?
-Almira otelde, resepsiyondayım, iki ay oldu, dedi.
– İşe alırlarken seçme sınavları yaptılar mı?
– Evet.
– Seni gören, bu güzel yüzünle ve yakışıklılığınla hemen alır.
– Yok, yine de referansla gittim.
– Sana bütün kapılar açılır diye, ilave ettim.
Turizm okumuş Kütahya’ da. Ailesi Arnavut. Ne kadar da temiz görünüyor. Yüreğinin temizliği ve ışığı yüzüne vuruyor.
1,78 boylarında, iyi dilekler diledim Atahan’ a. Burda daha iyi görüneceksin, dedim.
●●●
Ömer Selim. Beyaz tenli, 1.70 boylarında, ince ve formda. Salonun soyunma odasında. Ben duş için soyunurken, o duş sonrası giyinirken dolapların önünde karşılaştık.
– Bugünkü spordan nasıl memnun kaldın mı?
– Çok iyi, dedi.
– İşini ve mesleğini sordum?
– Yazılım şirketim var, dedi.
Beş dakika içinde başarılı bir hikayesini özetledi.18 yaşında liseyi bitirir, bitirmez okumak için Çin’e gitmiş. Şu anda 26 yaşında. Çince yazılım bölümünü bitirmiş. Dönüşte yazılm şirketini kurmuş.
– 18 yaşında Çin ‘e tek mi gittin?
– Evet, dedi.
– Okulu da Çince mı okudun?
– 100 yıllık bir üniversiteyi yabancı olarak ilk bitiren benim, dedi.
Bana telefondan Çince diplomasını gösterdi, arkasından Çince transkripini.
Bunları afiş şeklinde bastır, FSM bulvarında bir panoya asalım, gençlere güzel bir örnek ve rol modeli olursun diye biraz takıldım
İki yıl Çince çalıştım, hele ikinci sene bütün gücümle yüklendim. Dersler Çince idi, çok zor oldu ama öğrendim, okulu zamanında da bitirdim.
Müthiş bir başarı hikayesi çiziyordu, azmiyle genç yaşında işini de kuruyordu. Çok tebrik edip, kutladım.
– Peki tek gittin, tek mi geldin diye biraz daha takıldım:).
Yok, yabancı istemedim, burda mali müşavir olacak bir kız arkadaşım var, onunla evleneceğim, şirketimin malı müşaviri de o olacak diyerek bir özgüven ve başarı hikayesi yazmaya devam ediyordu.
Yürekten sağlık, mutluluk ve başarılar diledim.
Günümüzün gençlerine fırsat verilip, olanaklar tanınırsa daha neler yapabilirler diye geçirdim içimden.