Yaşı otuzunu geçmiş arkadan bağlı uzun saçlarıyla omuz çalışan genç bir adama yavaş adımlarla yaklaştım.
– Sen sanatçı mısın? Yoksa mimar mi?
Başını eğdi hafifçe, ağzını açtı ama hiç bir şey diyemedi. Sonra anlaşılmaz bir iki sözcük çıktı ağzından.
– İngilizce nereli olduğunu sordum
– Bu sefer Dubai’li dedi.
Geçen günlerde de aynı salonda Dubai’li genç bir kadınla karşılaştım. Hal hatır sordum.
Artık ülkemizde hayatın her alanında, her ülkeden sığınmacılarla karşılaşılıyor. Kimisi vatandaşlık almış, kimisi iş kurmuş iyice yerleşmişler ülkemize. Kimisi de sokak başlarında dilencilik yapıyor, sersefil olmuş, bakımsız bir küçük sabi veya üç çocuğuyla kağıt topluyor. Ülke nüfusunun en az % 10′ unu teşkil ediyorlar, deniyor.
Yaklaşık iki ay önce İstanbul’ da, Levent’ de, misafir olarak bir spor salonuna gitmiştim. Oldukça konforlu bir salondu. Soyunma odasında dolapların kapı şifreleri için, sol yanımdaki dolabın kullanıcısından destek alayım dedim.
Oldukça fit ve kaslı gözüküyordu. Esmer, karayayağız bir babayiğiti. Uzun süre vücut çalıştığı belliydi. Güzel Türkçe kullanıyordu. Nereli olduğunu sordum. Ülkemizden bir ili söyleyecek diye sandım.
Ama, İran* dedi. Şaşırdım. Çok iyi göründüğünü söyledim. Emeğini ve gayretini kutladım.Mutlu oldu, gülümsedi, birlikte fotoğraf çekindim.
×××
Stresini atmış, görevini tamamlamış hızlı adımlarla yaklaştı soyunma alanına.
– Görevini yapmanın huzuru içindesin, dedim.
– Bisikletle 10 km’ yi 14, 5 dakikada tamamladım, dedi.
Oldukça sevinçliydi. Bir mücadele ve başarı hikayesi çıziyordu sesiyle ve coşkusuyla. Gözlerinin gülümsemesi doğruluyordu sözlerini. Onaylanmasının yanında eşlik ediyordu bu güzel cümlelere.
1.80 boylarında, tepeden tırnağa cüsseli bir yapısı vardı. Göbek olmasına rağmen, kalıplı fiziği göbeğini bastırıyordu.
Yaşını sordum:
– 55 dedi.
– Ne iş yapıyorsun?
– Pavyon sahibiydim. Şimdi emekliyim.
Başarılı bir kondisyon çalışması sonrası görevini yapmanın onuru ve gururu ile konuşmasını sürdürdü.
Bizim meslekte bu işi; yalandan, dolandan, hileden, hurdadan, tacizden uzak yapacaksın. Yoksa barınamazsın bu meslekte. Bu söylediklerimin dışında her şey yaptım.
Bu sektörde mertlik olmasa başarılı olamazsın.
Hikayesini daha da derinleştirdi. Babam 40 yaşında kalpten öldü. Çok mert bir adamdı, işimizin patronu idi. O gidince bunun sonu yok dedim, emekli olunca, bıraktık. Mekanı kapattık.
Havuzlu bir bir mekanımız vardı. İnsanlar lüks otomobillerle gelirlerdi.
Birgün bunlardan biri 70’lik devirince (sağlığa zararlıdır devirmek) ailelerin yemek yediği havuz başında baktık havuza çişini yapıyor. Nasıl hırpadim onu. Zor kurtardılar elimden. Mekan sahibiyim, bizim işlerde böyle şeyleri affetmeyiz. Ama zorda kalana da yardım ederiz, gerekirse mekanda bir hafta bakarız, evine kadar da bırakırız. Ama yanlışa af yoktur kitabımızda. Sonra bana getirip barıştırdılar. Bursa’ nın en ünlü rezidans alanının toprak sahibiydi.
Hikayesi hep aksiyon doluydu. Ayak üstü ne kadar çok şeyler anlattı.
Bizde spor salonuna gitmek diye, bir düşünce olamazdı. Hatta böyle spor salonuna gitmek boş kalmışların işiydi. Hoş görülmezdi.
Şimdi o yollardan buralara geldik. 180 derece değişti hayatımız. Ailemze zaman ayırmaya başladık, o gece hayatına elveda dedik. O mesleği arkamızda bıraktık.
Şimdi yeni bir hayatım var, daha sağlıklı ve daha iyiyim, dedi.
Dağ gibi bir adam incelmeye çalışıyordu. On km ‘ yi 15 dakika gibi kısa bir sürede bisiklet çevirmenin heyecanını ve keyfini yaşıyordu.
* Oldukça başarılı güzel bir fiziğe ve görünüme ulaşan kişinin, izin almadığım için fotoğrafını eklemedim.