İnsanlık Halleri / 11

Taksiye binmiş eve giderken şoföre hal hatır sordum:

– Şükür dedi. İşte idare ediyoruz. Emekliyim ama çalışıyorum.

– Peki işler nasıl?

Üniversite sonda bir oğlum var, çalışmak zorundayım.

Ellinin üstünde gösteriyordu. Formda, enerjisi yüksekti.

Dinlemede istekli olduğumu hissedince konuşmaya devam etti. Gece-gündüz dönüşümlü çalışıyorum. Gündüz neysede, gece çok zorluk çekiyoruz. Gece aldığımız yolcuların bir kısmı, durdur ineceğim diyor, kapıyı açar açmaz vınlıyor.

Geçenlerde grand tuvalet takım elbiseli, iyi giyimli biri uzun yolculuktan sonra iki dakika bekle şu bankamatikten para çekip hemen geleyim dedi. İyi giyimli birine güvendim, indi kaybolup gitti.

Yaklaşık bir ay önce sabah beşte karanlıkta spora çıkınca arkamdan ticari bir taksi yavaş yavaş yaklaştı, korna çalıp arabanın camını açarak:

– Burdan geçen biri oldu mu? dedi.

– Yok, dedim. Hızlıca başka bir yola saptı. Sokaklar karanlık ve tenhaydı. Meğer o da para vermeden kaçan yolcuyu arıyormuş, anlaşılan.

Meslek olarak bu işi nasil seçtiğini sorunca:

– Önceden tekstil işi ile uğraşırdim. 200 kişi çalıştırdığım bir tekstil fabrikamız vardi, dedi.

Derinden gelen bir ahh sesi çıkınca sözü tamamıyla şoföre bıraktım. Fabrikayı biraz modernize edelim dedik, gittik sıfırdan iplik makinaları aldık. Isler bekledigimiz gibi gitmedi, Çekler döndü, alacaklarımızı alamadık, senetleri ödeyemedik, iflas ettik. Evimiz, tarlalarımız, fabrikamız gitti. Yeni makinalar elimizde kaldı, onları da çok ucuza devrettik, battık, dedi.

Fazlasi ile üzüldüğümü belirtince, oda içindeki sönen ateşi tekrar harladı. Eşim cekip gitti. Oğlum o zaman daha ortaokulda idi. Oğlumla başbaşa kaldım. Psikolojik destek aldım, bir süre çöküntü içinde yaşadım.

Oğlumun okuldan arkadaşının babasının taksileri vardı, gelsin bizde çalışsın diye haber gönderdiler. İşte o günden beri taksicilik yapıyorum.

Geçmişi artık geride bıraktım. Evlenmedim. Oğlum için yeni bir hayat kurdum.

Daha sözü bitmemişti ama kapıya gelmiştik. Teselli edecek söz bulamasamda, parasını vererek, yinede iyi dileklerde bulundum.

xxx

Aristoteles insan yaşamının mülklerini üç sınıfa ayırmış: dışsal olanlar, ruha ait olanlar ve bedene ait olanlar. Aristoteles: ” Çünkü doğaya güvenilir, paraya değil”. Yani dışsal olanlara pek güvenme demiş.

İnsanları dışarıdan tanımak söylendiğinden daha az olanaklıdır, derler. Herkesin içinde ne fırtınalar yaşanıyor, ne fırtınalar. Hele bu günlerde. Kimse bilemez insanın içindekileri…

Schopenhauer* sağlığını korumaya ve yeteneklerini geliştirmeye yönelik çalışmanın, zenginliği elde etmeye çalışmaktan daha bilgece olduğunu söylüyor. Zenginliğin bizim asıl huzurumuz üzerinde çok daha az etkisi var, diyor.

“Huzurumuz daha çok, büyük bir mülke sahip olmanın neden olduğu sayısız ve kaçınılmaz sorun yüzünden bozuluyor.”

“Yine de insanlık zenginlik elde etmek için; zihinsel donanım elde etmek için uğraştıklarından bin kat daha çok uğraşırlar,” diyor.

“Oysa insanın mutluluğu üzerinde; ne olduğunun, neye sahip olduğundan kesinlikle daha çok katkısı vardır”, diye ilave ediyor.

“Üzerimize bütünüyle dışarıdan gelen bir mutsuzluğa, kendi neden olduğumuz bir mutsuzluktan daha soğukkanlı bir biçimde katlanmamızın nedeni budur.”

“Demek ki soylu bir karakter, yetenekli bir kafa, mutlu bir mizaç gibi, neşeli bir ruh ve gerekli nitelikleri taşıyan, bütünüyle sağlıklı bir beden gibi özel mülkler, mutluluğumuz açısından en birinci, en önemli olanlardır; bu yüzden dışsal mülklere ve dışsal saygınlığa sahip olmaktan daha çok, bu içsel mülklerin geliştirilmesini ve korunmasını düşünmeliyiz” şeklinde insanı ve bilgece yaşamı yorumluyor.

Burada da son sözü Goethe’ ye bırakalım:

Halk ve hizmetçi ve ermiş kişi,

Her zaman teslim ederler ki,

Yeryüzü çocuklarının en yüce mutluluğu

Sadece insanın kendi kişiliği.

Doğu- Batı Divanı

* Schopenhauer, Aforizmalar, s, 3- 14