Günlük dilde “Her şey benim başıma mı geliyor” sözü çok kullanılıyor. Her şeyin herkesin başına geldiğini bilse de insan, yine de bu sözü kullanıyor. Bu sözü aslında çok içselleştirmemek lazım. Duygu yükleyip kötü hissetmeye ne gerek var ki!
” İte bulaşacağına, çalıyı dolaş” atasözü de her zaman doğru değil. Beladan uzak dur anlamında güzel bir atasözü olsa da.
İzmir Gümüldür’un sahil şeridinde Ürkmez’in bitişiğinde güzel bir mahallesi var. Bu mahallenin sahil şeridinden Ürkmez’ e geçemiyorsun, uzun yaya sahil yolunu rahatlıkla kullanamıyorsun. Bir özel mülk kapatmış önünü.
Cesaretliysen, geçişe yasak olan köpekli özel mülkten geçeceksin. Yasak olsa da, kanunen ve hukuken yasak olmuyor bu geçiş. Hukuktan destek alarak bende çok geçtim değişik yıllar içinde bu mülkten.
Her geçişte köpekler havlardı etrafta, savuştururdum her defasında.
Bu yıl Ağustosun sonunda bir cumartesi erken çıktım yola. Saat 05: 45 sularında gece henüz sabaha dönmemişti. Hava haranlıktı bu mülke yaklaşırken. Yerde elime almak için bir çalı bile bulamadım o karanlıkta.
Betonlu dar bir yolun bitiminde toprak patika bir başlıyor. Kızılçamin ağırlıklı ama meşe, akçaağaç, dişbudak gibi yapraklı türlerde iştirak etmiş alana. Aralarda baraka seklinde yazlik tatil evleri var. Kiraya veriliyor yazın bu evler. Karanlikta girmeyeyim dedim bu sefer bu yola.
Büyüklerimiz ne güzel demiş; ” İte bulaşacağına çalıyı dolaş” diye.
Binalar arasından dar bir sokaktan yurur sahil yoluna gecerim dedim içimden. Yolum uzun olsun ama güvenli olsun. Kestirme yoldan çıktım dolaşarak başka bir yoldan indim sahile. Oh dedim karanlikta olsa şimdi daha guvendeyim duygusunu hissettim.
Beyaz bir spor tişort var üstümde. Köpek sesleri geldi gerilerden, özel mülkün yakınlarından geliyordu sesler. Galiba gördüler beni beyaz tişörten. Havlayarak geldiler, arkamdan yetiştiler. Karanlıkta önce iki siyah küçük köpek göründu, arkasından hızla koşan kocaman bir köpek daha geldi. Hız kesmedi yaklaştı dizlerime kadar, ha kaptı ha kapacak.
Kilit taş döşemişler Ürkmez sahil yoluna. Karanlıkta taş bulamadım yolun içinde ve cıvarında. İki elimi sopa gibi kullandım, ama parmaklarım güvende değildi bu sefer, yumruğumu sıktım, bir parmak kopup gitmesin diye.
Geri geri çekildim yavaşça, havlama sesleri bastırdı sesimi iyice.
Sağ ayağım takıldı bir kilit taşa, düştüm kilitlendi bu sefer belimde.
Egosu tatmin oldu köpeğin, düşürdük dedi yere adamı, bak boylu boyunca, görev bitti arkadaşlar, bizde gidiyoruz gerisin geri böylece.
Kalktım belimi tuta tuta on metre ilerde bir banka zor oturdum. Üç metre arkamdaki bir çadırdan erkek sesleri geliyordu. Adam çıkıp hoşt hoşt bile demedi köpeklere.
Biraz dinlendim bankta. Sonra kalkıp yine ilerledim Ürkmez sahili boyunca.
Planladığım yolun sonuna kadar giderek döndüm. Bu sefer elime küçük bir sopa geçirip, köpeklerin bulunduğu alandan geçtim. Belki yine görürüm onları, korku üstümde kalmasın diye yürüdüm üstüne korkumun.
Elimde taş ve sopa, bir de gün aydınlandı artık. Köpeklerden korkmazdim. Köpekler korkan insanları hisseder. Ama karanlıkta ne ben onları, ne de onlar beni hissetti. Dizlerime kadar geldiler, iyice. Hiç bir korku kalmasın istedim. Bu sefer ben görmek istedim onları, aydınlanmış havada. Günlerini gösterecek değildim tabi, gündüz gözüyle tekrar yaşamak istedim o anları. Üstümde hiç bir izi kalmasın diye, geçtim gittim dolaştıkları alandan.
Bilmediğin yerlerde ister şehir içi, ister şehir dışı, karanlıkta elinde mutlaka bir sopa taşımalı, dedim içimden.
İte bulaşacağına çalıyı dolaştım. Bu sefer it önüme çıktı, güvenli yere ulaştım sandım.
Benim başıma niçin geldi demedim.
Risk olmadan özgür ve doğal yaşam da olmaz ki!
İçinden geldiği anda ve zamanda çıkmayacaksan özgürce yola, niçin korkuyla yaşayalım ki? Ama bilmediğin yerde birde karanlıkta sopanı alacaksin eline her zaman.
Hareketsiz insan, doğadan uzak kalan insan, iyi yaşıyorum diyebilir mi?
Frederic Gros; ” Yürümenin Felsefesi” kitabında Montaigne’ den de söz eder. ” Zihin fikirleri canlandırmak, düşünceyi ileri taşımak, yaratıcılığı artırmak için faal bir bedene gereksinim duyar diyor, Montaigne.
” Kıpırdamadan oturduğumda düşüncelerim uykuya yatıyor; tahayyülüm bacaklarıma daha iyi ilerliyor”.
İngiliz romantik şair William Wordsworth’ da uzun lirik şiirlerini yürürken yazarmış.
” İşte böyle süzüldü o sessiz yoldan
Bedenim yudumluyordu sükuneti
Öyle bir iyileşme ki uyku gibi dingin
Ama daha da tatlısı. Tepem, arkam, önüm,
Her yanım huzur ve bir başınalıkla çevriliydi”.
Yürümenin güzelliğini ne güzel dile getirmiş Wordsworth.
Doğada tehlike de var, insanın başına da gelir beklenmedik şeyler. Benim başıma da geldi bir şeyler deyip, içine mutsuzluk yüklememeli insan.
Bazen beklenmedik kazalar; bir anlık, bir saniyelik vakalar, bitiriyor yaşamı.
Bu kadar acı, sefalet ve ölüm yaşanıyorken, senin belin ağırmış çok mu?
09.09.2023
Özgen Dursun