INSANLIK YÜREĞE DOKUNMAKTIR

2010 yılında Keles Orman Işletme Müdürü olunca, ilçede ilk aradığım düz bir koşu yoluydu. Mustafakemalpaşa’da 05.08.1996 tarihinden itibaren haftada üç gün, beş kilometre koşuyordum.

Şehir içinden başlayan güzergahım ilçe dışına doğru kıvrılarak tarlalar arasından geçer, dik yokuşun başında çatal bir yolda son bulurdu. Gidiş-geliş beş km. gelirdi.

Mustafakemalpaşa’da 14 yıl içinde yaklaşık 10.000 km. yol koştum. Ekvatorun çeyreği kadar koşunca, yolda yavaş yürümeyi unuttum. Ailemle veya arkadaşlarımla yürürken adımlarımı zor zapt ederdim.

Ormanların bakımlı hale getirilmesi için damga yaparken veya herhangi bir ormancılık faaliyeti esnasinda kendimi kuş gibi hissederdim. Yamaçlarda dik yokuşları hızlı hızlı çıkardım

Bu kondisyona ulaşınca Keles’te koşmayı bırakmak istemedim. Dağlık bir yörede ilçeye yakın, koşmaya uygun bir güzergâh yoktu. Gün geçtikçe koşu azaldı, yürüme arttı. Koşuya alışık kaslarım şaşırdı. Bu sefer orman içinde yürüme mesafesini on kilometreye çıkardım. Tabi bu arada metabolizmam bozuldu. Yavaş yavaş kilo almaya başladım. Ama yürüyüşü bırakmadım.

Keles’te kaldığım on yıl içinde yaklaşık haftada 50, ayda 200, yılda 2400, toplamda 24.000 kilometre yürüdüm. Ekvatorun yarısını geçtim. Bursa’ya inince düz bir parkurda tekrar kaslarımı eğer kabul ederseler koşuya ikna etmeye çalışıyorum.

Keles köylerinin çok güzel alışkanlıkları vardı. “Köy hayrı” kapsaminda çok güzel etkinlikler düzenlenirdi.

Başta ilçe kaymakamı olmak üzere bütün daire amirleri bu köy hayrına davet edilirdi. Köy muhtarlarını ve heyetini kıramayıp bütün hayırlara katıldık. Bazen bir günde üç köy hayrı olurdu. Bu hayırlar eylül ve ekimde belli aralıklarla iki ay sürerdi. Kilo alinca bu hayırlara “hayır” demek zorunda kaldım.

Halkın gönlü zengindi. Misafirperverce sıcak dost yaklaşımları vardı.

Bir köy ziyaretimde muhtar:

– Müdürüm, geçen yıl hayırımıza gelmedin, dedi.

Utandım. Ne diyeceğimi bilemedim. Muhtar bir yıl bu duyguyu içinde saklamış. Üzüldüm.

Bu hayırlara katılmayı yavaş yavaş azalttım. Açıkça nedenini paylaştım. Ama köy kahvesinde halkla birlikte olmaktan engin bir mutluluk duyardım. Yaşlı insanlarla sohbet etmeyi severdim. Onların hikayelerini dinlemek, göz göze gelmek benim için mutluluktu. Öğrencilerle, gençlerle, her yaştan köylü ile diyalog; içime başka bir zenginlik katardı. Onları iyi hissettirmek muhteşem bir güzellikti.

Ekim ayında bir akşam üstü görevden gelirken, hemen yol kenarında bir evin girişinde, ileri yaşlarda birinin elindeki tahta ile odun kırdığını gördüm. Arabayı durdurup indim.

Seksen yaşlarında bir dede, iki kucak kadar kuru dal odunlarını tahra ile parçalara ayıyor, eşi olan ninede o parçaları topluyordu. Kendimi tanıttım. Hal-hatır sorarak sohbet ettim. Izin isteyip kör tahrayi alarak odunları kırmaya başladım.

Bir oğullarinin olduğunu, onunda Karacabey’ de doktor oldugunu söylediler. Her zaman köye gelemediğini, kendilerinin de köyü bırakıp gidemediklerini ifade ettiler. Artık iyice yaşlandıklarını, işleri yapmada zorlandıklarını üzgün cümlelerle anlattılar.

– Senden Allah razı olsun. Bir Orman Işletme Müdürünün arabadan inip odunumuzu kıracağını hiç düşünemezdik, dediler. Dua üstüne dua ettiler.

Bir ay sonra yerel gazetede bir haber:

“Keles Orman Işletme Müdüru halkın kışı rahat geçirebilmeleri için köylülerin odununu kırıyor”

Nasıl bir mutluluk ki bu; o duygu dolu söylemleri dilden dile gazetecilere kadar ulaştırmışlar.

Haberi okuyunca şaşırdım. Sadece içimden gelen küçük bir yürek dokunuşu idi.

Küçük sevgisel dokunuşlar; meğer ne büyük sevinç ve mutluluk yaratabiliyormuş…

Yazıyı okuyunca bende çok mutlu oldum.

Bir yıl sonra ölüm haberlerini aldım.

22.03.2022-Özgen DURSUN