“YÜRÜMESEM YAZAMAZDIM”

Bursa’ya taşınınca da ilk aradığım seçenek bir koşu yolu bulmaktı. On yıl yürümeye alışkın kaslarım, tekrar eskisi gibi koşuya adapte olsun istedim. Taşınırken bel kaslarımı korumayı başarmıştım ama dizlere baskıyı es geçmiştim. Koşuya geçince diz ağrısı çekmeye başladım. Yinede de yürüyüşlerimi günlük aksatmadan disiplinle sürdürdüm. Bir yıl içinde yaklaşık 3000 kilometre yol yürüdüm.

Yetmişine merdiven dayamış, oldukça kilolu, adımlarını çok yavaş atarak yürüyen Mehmet amcaya günaydın, dedim. Antepli olduğunu, Heykel’de antep baklavası yapıp, sattığını; kendi işini yaparak emekli olduğunu anlattı. Dokuz ay hep yollarda gördüm. Yaklaşık üç aydır göremiyorum. Çok kişiyi sordum ama bilenler olmadı. Bugün yürüyüşte karşılaştığım inşaat müteahhitine sordum. Oda hiç görmediğini söyledi. Merak ettim. Ne oldu acaba?

Bir yıl içinde parkurda bir süre yürüyüp, sonra ortadan kaybolan çok insan gördüm.

Yürüyüşte insanlara ayrım yapmadan günaydın demekten çekinmem. Karşılık beklemeden içtenlikle yaparım bunu. Kısa hal hatır sormak, gülümsemek, iyi hissettirmek doğal bir tarzım.

Çok kalabalık olmasa da yürüyüş yolunda; her meslekten çalışan, emekli insanlar görüyorum.

Çok az koşan var; genelde yürüyenler çoğunlukta. Ülkemizde bu yaşam biçimi çok yaygın değil. Deniz kenarlarında yürüyen ve spor yapanları daha çok görüyorum. Bu disipline alışmak kolay değil. Emekli olunca üşeniyor insanlar. Çalışırken zaman bulamıyor ve ihtiyaç olarak görmüyorlar. Doktor önerisi ile spora başlayanlar da çok. En iyisi bu uyarıyı almadan yola çıkmak.

Insanlarla iletişimde iyiyim. Hızlı hızlı yürürken bile kitap okumayı severim. Hatta yazdığım yazıların taslaklarını genelde yürürken yazarım.

Birgün 65 yaşlarında koşan bir emekli bana bir kitap önerdi. Ilk defa duyduğum bir Japon yazar Haruki Murakami’nin “Koşmasaydım Yazamazdim” kitabı. Aldım. Çoğunlukla yürüyüş yolunda okudum. Bilirsiniz, gerçekten çok iyi bir yazar. Aynı zamanda bir maraton koşucusu. 23 kez 43 kilometre maraton koşmuş. Sonra maratonla birlikte triatlon koştuğu anılarını anlatıyor. Koşarken çok şey öğrendiğini belirtiyor.

Gerçekten bu koşu ve yürüyüşlerde bende çok şey öğrendim. Murakami gibi maraton koşmadım ama kendisine tamamıyla katılıyorum.

Mustafakemalpaşa’ da 33 yaşında iken 14 Eylül kurtuluş koşusunda gençler arasında beş kilometre yarışta üçüncü gelip, kürsüye çıkıp madalya almıştım.

Murakami maraton koşularında finişe mutlaka koşarak varmış. Hepsinde derece alamasa da yarışları hep önde tamamlamış.

Koşularında yolda karşılaştığı sporcularla hiç diyalog kurmamış. ” Ben insanlarla iletişimi iyi olan birisi değilim” diyor. Hep kulaklıkla müzik dinlemeyi seçmiş. Engelli olarak koşan ve ileri yaşlarina rağmen spor yapan insanlarla ilgili gözlemlerine değiniyor.

” Iri, kapkara, destekleyici bir aparatı sağ bacağına takmış, hızlı adımlarla yürüyen bir amca var. Iriyari bir beyaz. Belki büyük bir kaza falan geçirmiştir. Acaba ne olmuş sağ bacağına” diyor. Aklinda kalmış, ama soramamış. Biraz utangaç olduğunu söylüyor.

Ayrım yapmadan, beklentiye girmeden, karşılık gözetmeden insanlara bir “günaydın” demek, içten bir selam vermek, hal hatır sormak yaşama dair çok anlamli geliyor bana.

Yaşamak başka nedir ki? Içtenlikle gülümsemek, doğal, içten, dürüstce, sıcacık birkaç cümle kurmak. Rahatsiz etmeden uygun anlarında insanların küçücük hayat hikayelerini dinlemek. Yürekten yüreğe dünyayı anlamlandırmak. Kim olduğuna bakmadan, yüreğine dokunmak…

Özellikle yaşlı insanlarin gözlerine bakarak dinlemek, bir çocuğun seviyesine inip gözlerine bakıp empati kurmak, anlamlı değil mi sizce?

Murakami gibi galiba bende 26 yıldır bu yollarda olduğum için içimden yazmak geliyor. Yazdıklarımın iyi ve kötü olmasına bakmadan, okunup, okunmadığına takılmadan, sadece yazmak istiyorum. Bunun için emekli olup, daha çok zamanımın olmasını arzu ediyorum.

Ama mesleğimi de halkın yüreğine dokunarak yapmayı seviyorum. Köylülerin arasında soluk almayı, onların yaşamını kolaylaştırmayı, kaliteli hizmet anlayışını önemsiyorum. Çıkarsız, beklentisiz, ego ve makam hırsı gözetmeden hizmeti anlamlı hale getirmeyi çok değerli görüyorum. Onun için şu an bulunduğum konumda uzun süreli kalmayı düşünmüyorum.

Birgün konjektör değişirse: Attık “liyakat dönemi” diyen olursa, “dürüst yöneticiler aranıyor” hale gelinirse, profesyonel bir yonetici istenirse; elbet bir gün Orman Bölge Müdürü olacağım. Kamunun ve halkın hizmetinde, yapıma oldukça uygun bir yöneticilik birimi. Aha buradan söylüyorum; mesleğimi sürdürmede ne enerjim düştü, ne de coşku ve sevgiyle yapma arzusu azaldı:)😊

Makam hırsı, maddi beklenti hayaline kapılmadan, bunu içtenlikle ve sevgiyle yapma arzusu; yaşama dair anlamlı bir değer…

Çok iyi bir Japon yazari olan Haruki Murakami “Koşmasaydım Yazamazdım” demiş; bu anlamda kendisine çok benzedigimi hissettim.

Bende “Yürümeseydim” yazamazdım, diyorum.

26.03. 2022

Özgen DURSUN

Nilüfer/ BURSA