İnsanlık Halleri / 26

Durakta yanyana geldik. Beyaz tenli, al al olmuş yüzü- mavi çerçeveli gözlükler, otobüs bekliyoruz öğle üzeri…

– Çok hoş bir adama benziyorsun, gözlüklerde yakışmış?

– Teşekkür ederim dedi çocuk.

İlk sorum:

– Hangi dersleri seviyorsun?

– Türkçe!

– Peki matematik?

– Onu sevmiyorum!.

Nedenini sordum:

– Öğretmen ķızlara daha çok ilgi gösteriyor?

-Nasıl yani?

– Biz soru soruyoruz, cevap vermiyor! Ama kızlara hemen cevap veriyor.

– Peki, diğer erkek arkadaşların da kanaatı aynı mı ?

– Evet, onlarda aynı düşünüyor!

– Kızlar bunu biliyor mu?

– Hayır, bilmiyorlar!

12 yaşlarında, ortaokul ikiye giden bir çocuk, çok içtenlikli doğal bir diyalog. O kadar doğal ve dürüst yanıtlar verdi ki! Ne ben onu tanıyorum, ne de o beni. Sonradan üzülmesin, kuşku duymasın diye, ismini de sormadım, okulunu da.

Matematik derslerini sevmemesindeki etkeni yüreğinden geldiği gibi söyledi. Öğretmenin sınıftaki cinsiyet ayrımı matematiğe karşı soğutmuş çocukları.

Türkçe ve matematik öğretmeni erkek. Ama Türkçeyi seviyor. Bu durum matematiği sevmediği için öğretmenini de sevmiyor değil, öğretmenini sevmediği için matematiği sevmediğini doğruluyordu. İki erkek öğretmenin davranışları çocukların derslere olan ilgisini belirliyor.

-Başka diğer öğretmenlerden böyle davranan var mı?

– Yok, dedi.

Üzüldüm doğrusu. Çocuklar küçüktür, anlamaz dememek lazım- şimdiki çocuklar cin gibi, iyi gözlemciler, hisleri de kuvvetli, gözlemleri de.

Adaletli olmak, güven bırakmak her yerde çok değerli, ister işte, ister okulda, ister hukukta, her yerde her zaman: İnsana küçük büyük, okumuş, okumamış, etiketi ne olursa olsun saygılı bir davranış göstermeli. Saygı açısından herkes aynı değerdedir. İnsana saygı en etik, en değerli kavramlardan biridir.

Büyüklere göre; çocukların gözleri her şeyi söyler. Rol yapmayı çok bilmezler, beyinlerinin arkasında başka projeleri yoktur. Duygu ve düşüncelerini olduğu gibi gözlerine yansıtırlar. Sevinçleri, coşkuları, kaygıları, kırgınlıkları, kızgınlıkları olduğu gibi gözlerine yansır. Mutlu olup olmadıklarını gözlerinden okursun.

Öğretmen derslerden daha çok çocukların gözlerine bakmalı. Adil, eşit, içten bir sevgiyle yaklaşım; onların başarıya dair duygu ve düşüncesini olumlu etkiler. Tersi de olumsuz, bu seferde başarı düşer.

Empatik duygu ve yaklaşımı gelişmiş, içindeki insan sevgisi ve adalet duygusu yucelmiş bir öğretmen sınıfında okuyan çocuklar, hem daha mutlu, hemde daha başarılı olurlar.

Ama günümüzdeki eğitim süreci ve yaşam koşulları güdülenmeyi artırarak, mutlu ve başarılı öğrenciler yaratan öğretmenleri ortaya çıkarmıyor ne yazik ki?

Köy Enstitüleri sistemi köy çocuklarını nasıl da yıldızlaştıdı bir zamanlar. Halen daha içimizde bir özlemdir o güzel eğitimler…

İyi bir öğretmen çocukların gözlerine bakmalı.

Bu konuda dünyada çığır açmış iki kişiden söz edeceğim. Biri Johann Heinrich Pestalozzi, diğeri İsmail Hakkı Tonguç.

Isvicreli pedagog, hayırsever, okul ve sosyal reformcu, filozof ve politikacı olan Pestalozzi, eğitim hukuk ve insan gelişimi üzerine önemli çalışmalar yapmıştır. ( 1746- 1827) yılları aradinda yaşamıştır.

Ismail Hakkı Tonguç’u biliyorsunuz. Egitim üzerine yaptıkları yürekleri duygulandırıyor.