İnsanlık Halleri / 27

“Bir kez ayakları üstünde dikildi mi, olduğu yerde kalamaz insan.” Bu söz “Yürümenin Felsefesi” kitabının yazarı Frederic Gros’ a ait.

Ayağa kalkınca zıplamış durmuş ağaçlara, o ağaçtan o ağaca, tek hedefi karnını doyurmak olmuş sadece.

Milyonlarca yıl geçince devrim niteliğinde toprağa tutunmuş; ekmiş, biçmiş, üretmiş karnını topraktan doyurmuş.

Günümüzün bilgi çağında artık yürüyor insan, sağlıklı olmak, formda kalmak için habire koşturuyor.

Sayın Gros; sporla ilgili bakınız neler diyor: “Spor aynı zamanda dayanıklılık kazanmanın, yılmadan denemenin ve disiplinden haz almanın öğrenilmesidir. Ahlaki bir sistem, bir iştir spor.”

****

Uzun bacaklarını hızlı hızlı kocaman açarak yürüyordu. İnce, uzun kollarını bacaklarına uyduruyordu.

İki yıl önce arada görürdüm onu. Çok sempatik bir tarzı vardı. Yaşı 50 cıvarında, boyu 1,85 cm. olmalıydı. Kollarını olduğundan fazla açıp, hızlı salladığı için dikkatimi çekmişti.

600 mt.’lik elips seklindeki yürüyüş yolunun karşı tarafindan bana doğru yaklaşırken görmüştüm ilk. Gülümseyerek günaydın demiş, el sallamıştım.

Monolya parkındaki yürüyüşlerim esnasinda dizi yazı yazdığım köpeğin alıp götürülmesinden sonra, orasını terkedip Agora yürüyüş yolunda yürüme planı yapmıştım.

Birkaç gündür yeniden görüyorum onu. Kol ve bacak kasları daha da güçlenmiş, daha da hızlanmıştı adımlari. Önceden uzun bacakları ile geçip giderdi yanımdan, kısa cümlelerle takılırdım arada:

-Uzun bacaklar işe yarıyor demek ki? Bak ne güzel geçip gidiyorsun hızlıca?

Gülümserdi, hep iyi olduğunu söylerdi.

Dün yine yetişti geldi arkamdan; günaydın dedi yandan. Hal hatır sordum, biraz sohbet ettik.

Daha önce yürüyüş yolunun hemen bitişiğindeki sıralı apartmanlarda oturduğunu söylemişti, yürüyüşe balkondan bakıp heveslenerek başladın galiba, demiştim.

Yaşını sordum:

– 53 dedi. Yürüyüşe başlama nedenini sordum:

– Kız kardeşime karaciğerimden verdim. Karaciğeri iflas etmişti. Doktor 5 kg kilo versen iyi olur dedi. Çünkü ameliyat sonrası sana 500 gr. kadar kalacak, büyük bölümünü kardeşin için alacağız. Konu hakkında bilgi sahibi değildim, ayrıntıya girerek dikkatle dinledim.

5 kg verince, yürüyüşe alıştım, bırakmadım, daha fazla kilo verdim. Karaciğer tamamlıyormuş kendisini. Artık herşeyi yemiyorum, tatlıyı çok sevmeme rağmen hayır diyorum.

Karaciğer nakli zor, kolay bulunmuyor, böbrek gibi değil, kimse vermiyor. Organ bağışına geldi söz. Bağış çok az oluyor, dedi. O kadar çok empati duygusu yaşadım ki, hemen karaciğer, akciğer, böbrek organ bağışında bulundum.

***

Birkaç gündür birisi daha gözüme ilişiyordu. Arada duruyor banklarda oturuyor. Açık renkli keten bir pantolon giyiyor. Giri t-şiirt te giymiş, başında beyaz bir şapka yavaş yavaş yürüyor. Kilosu yok, göbek kısmı ince, ama hareketi yavaşlamış.

Yanından geçerken yavaşlam, adımlar biraz yavaş ama, çok iyi görünüyorsun, dedim. Göbekte şişmemiş, formdasın maşallah!

“Maşallah” çıkınca ağızdan, biraz söz etmek lazım bu konudan. Nedense eskiden böyle değildi, bu günlerde çok uyarı alıyorum.

Spor salonunda, kasların çok iyi diyorum, maşallah de diyor. Çok iyi görünüyorsun, diyorum, maşallah de diyor.

Dün de yolda genç bir adam ATV’ nin başka bir versiyonu olan, garip bir arabaya binerken: – Çok güzel bir araban var dedim,

– Maşallah de, dedi.

Bir kültür değişimi mi yaşıyoruz, yoksa insanlara karşı güven sorunu mu arttı. Bunu bir düşünmek lazım, sevgiyle, içtenlikle güzel bir söz söylüyorsun, “maşallah de” uyarısı alıyorsun, (tabi yumusak bir dille).

Yoksa herkes birbirine karşı kötü mü düşünüyor günümüzde? Eskiden bu uyarı gelmezdi. Niyetler değişti, kötü duygular içimizi sardı, güzel sözlere bile güvenemez hale geldik! Biz böyle ne hale geldik!

Geçelim asıl konuya…

Yaşını sordum.

– Kaç olabilir, dedi.

– 75, yok 82 diye düzeltti. Samimi görünce yaklaşımımı, kısaca hikayesini anlattı.

Sağ bacağıma bir inme indi. Fazla yürüyünce bacağım biraz kasıyor, ağrı yapıyor. İki yıl oldu, yürüyorum arada. Nasıl oldu anlamadım. Doktor çok zorlama diyor. Hareketim yavaşladı. Ama önceye göre daha iyiyim. İnme kötü bir şey, kimsenin başına gelmesin.

İçinde yılların acısı birikmişti. Yaşam yoruyor insanları, hele birde başına bir hal gelince, daha zorlaşıyor demek ki?

Gros:

” Yürürken biri olmama özgürlüğünü yakalarız, çünkü yürüyen bedenin tarihi yoktur, o sadece hareket halindeki kadim yaşamdır,” diyor.

Bence yürüyen bir insan, tarihini de beyninde taşıyor. Yeniden düşünüyor, yoğuruyor, canlandırıyor, hissediyor, bir süre de olsa bütün dertlerini gökyüzüne fırlatıyor.