İnsanlık Halleri / 12

Şöyle yanyana oturuyorduk, dedi. Karşımda otururken durumu eliyle de tarif etti. Kucağımda gitti. Beş yıl önceki olayı halen daha içi yanarak anlatıyordu. Acı gözlerinden okunuyordu.

Abim boylu poslu, dağ gibi bir adamdı, çok iyi güreşçi idi. Şöhretliydi. Çevrede sevilirdi. O zamanlar elli yaşlarındaydı. Önce bana bir şey oluyor, dedi. Sonra üzerime doğru düştü. Baktım kulaklarından ve ağzından kan geliyor, kucakladım. Çok sağlıklı bir adamdı, hepsi bir kaç dakika içinde oldu. Çok severdim abimi. Bende geldim ellibeş yaşlarına, o günden beri ölümü hep ensemde hissediyorum.

Erzurum’ a altı kilometre uzaklikta güzel bir köyümüz vardı. Meraları hayvancılığa çok uygundu. Otlağa çıkan bin kadar koyunumuza iki çoban tutmuştuk. Ayrıca ikiyüz büyükbaş hayvan beslediğimiz bir çiftliğimiz daha vardı.Yani işimiz çok iyiydi.

Ben çok hesap kitaptan anlamam. Abim ölünce parasal konuları yeğenime bıraktım. İki sene içinde bütün malvarlığımizi kaybettik.

Bu kadar aci bir hikaye karşısında şaşkınlığımı gizleyemedim. Sözle de ifade edince, biraz daha ayrıntıya girdi.

İşi iyi takip ediyor sanıyordum. Bazen İstanbul’a gidiyordu. İşi iyi yapmak ve geliştirmek için sanıyordum. Meğer kötü işlere düşmüş. Kumar işine girmiş, işin içinden çıkamamış, bütün hesapları boşaltmış. Beş milyon lira bir yere havale çıkarıyor, borç üstüne borç yapıyor. Üstüne beş milyon daha, gönderiyor. Çiflik tamamıyle gitti. İcralık olunca üstüne tarlalarimız da gitti. Sonra yeğen de aldı başını gitti. Biz de köyü terk ettik. Bursa’ ya geldik. Şimdi şu gördüğün küçük cafeyi çalıştırıyorum. Tamı tamına otuz milyonluk bir mal varlığınızı kaybettik diyerek iç çekti.

xxx

1788- 1860’li yıllarda yaşamış Arthur Schopenhauer insanlığın yaşamını felsefi derinlikte gözlemleyerek; bu tip yaşamları bakınız nasıl dile getirmiş:

“İnsanlar para sahibi olduklarında, kendilerini ezen can sıkıntısını bir anlığına olsun gidermek üzere elindeki paralarını da harcadıkları için yokluk içine düşerler”.

Genç yaşta iç dünyalarını doldurmadan, bilinçlerini belli bir düzeye çıkarmadan parasal kaynağın yönetimine kavuşturulursa, bu mali gücü yönetmesi riskli hale geliyor.

” İnsan mutluluğunun önemli düşmanı can sıkıntısıdır, diyor, Schopenhauer. “Sohbet etme, oyalanma, eğlenme çoğu kimseyi önce savurganlığa, sonunda da felakete götürür. Her türden lüks tutkusu da bu içsel boşluktan kaynaklanır”, diyor.

25 yaşlarında öğrenmeden, deneyimlemeden, iyice pişmeden malı gücün başına konanların parasal kaynakları yönetmesi zorlaşıyor.

” İnsan yaşamadan öğrenemez derler, insanın yaşamadan öğrenemez felsefesi, öğrenmeden yaşamayı seçenlerin ideolojisidir”, şeklinde kimin olduğunu bilmediğim güzel bir söz daha vardır. Yetenekler kullanıldıkça gelişir, öğrenmeden hayat zorlaşır.

“Samanın dumanından yemek yapamazsınız” diyor Baltasar Gracian. Önce insan iç dünyasını zengin yapacak, sonra zenginliği dışına doğru yayacak veya var olan zenginliği sürdürülebilir kılacak.

Yukarıdaki genç adamın, yaşamın felsefi derinliğini öğrenmeden paranın başına konmasının sonucu görülüyor.

Böyle hikayeler dünyada ve ülkemizde çok yaşanıyor. Çok düşük gelir seviyesinde olan ailelerin çocukları olanksızlıklardan; arayış içinde olan, boşluğa düşen, canı sıkılan varlıklı ailelerin çocukları da emek harcamadan, hazır bulduklarından dolayı kendilerini harap edebiliyorlar.

Sözün özü; sağlığını korumaya ve yeteneklerini geliştirmeye yönelik çalışmanın, zenginliği elde etmeye çalışmaktan daha bilgece olduğu sonucunu çıkarıyor Schopenhauer.

* Schopenhauer, Aforizmalar.