Cinciropların Sırtlarından, Yanuğun Sırtlarına Doğru / Bir Bakış- 2

Daha önceki yazımızda Köknerlerın(Ladin) köklerinin yüzeye daha yakın olduğunu yazmıştık.

Doğanın yüksek yamaçlarını seven Ladin (Picea orientalis) fırtınaya karşı duyarĺıdır. Kışın ormanda yükseklere çıktıkça kar yağışı ve kar kalınlığı artar. Yağan kar ķütlesinden devrilmemesi için tepe formunun kesik konik olduğunu belirtmiştik.

Meşcerelerin (yaşama üniteleri) rüzgara karşı dayanç oluşturmaları için kenar kısımlarında ağaç dalları toprağa kadar iner. Böylece rüzgâr meşcerenin içine aynı şiddetiyle giremez, türbülans etkisi ile ağaçların devrilmesini kolay oluşturamaz.

Liyakatli Orman Mühendisleri bilgileriyle; gerek meşcereye bakım esnasında, gerekse gençleştirme sürecinde bu konuya önemle dikkat ederler.

Yeşilvadi mahallesinin Lâdin meşcerelerine sahah erken düşer sis ve nem. Iyice sessizleşir orman. Kuşluk vakti uyanır. Güneş Cıncirop’ların , Saduğbela’ nın sırtlarına düşer önce. Sonra iner Kokola’ ya: Korkun Sırtı’ na, Yanuğ’ un Sırtına. Bu arada çobanlar toplanmışlardır aşağıda Yanuğ’un Merası’nda. Guneş alacalı düşer çayırlara. Zil sesleri, köpek sesleri, kuş sesleri gelir uzaklardan. Lâdin ormanları da uyanışa geçer, sessizliğini ve sisini atar üstünden.

Her şey çalışır doğada: Bir dizge, bir sistem halindedir doğanın kanunları ormanda. Yazın hava sislidir, serindir sabahları. Lâdin gövdeleleri arasında sis salına salına dolaşır. Fotosentezi minimumda tutar. İğne yapraklar da gece boyunca biriken nemi tutar, su kaybını neredeyse sıfırlar. Sıcak geçen günde kendini ona göre ayarlar. Çünkü, serin yaz sıcaklarını sever.

Öğlede sıs dağılır, ışık gövdelere süzülerek yayılır. Bu saatte fotosentez hızlanır. Lâdın su kaybını yine kontrolde tutar. Tasarrufludur.

Akşam gölgeler uzar, gider. Güneş çekilir ormanlar üzerinden, yavaş yavaş bir sessizlığe bürünür. Kaya Kartalı, Küçük Orman Kartalı, Küçük Kartal, Yılan Kartalı, üstlerinden geçmez olur. Kuşlar gelip gelip konmaz daha: Kara Kargalar, Kuçük Akbaba, Sakallı Akbaba, Kara Akbaba, Kızıl Akbaba, Atmaca, Şahin, İbibik kuşları nerde kaldınız?

Yeşil Ağaçkakan, Alaca Ağaçkakan, Küçük Ağaçkakan’ın sesleri kesilir. Ağaçların boylu boylu gövdelerini tıktık sesleri ile delmez olur.

Lâdin ormanları kuşlar için harika bir yuvalama alanlarıdır. Memeliler için saklanma alanı, böcekler için mikro habitat sağlar. Ama bir dert vardır üstlerinde 1966 yılından beri. Günümüze kadar sürer: Bir türlü atamazlar üstlerinden. Ne kadar canı yanmıştır bilemezsiniz? Dile kolay 60 yıl geçmiş aradan.

Şimdi yazının akışını bozmadan- musallat olan bu derdi, içimde acısını hissederek üçüncü bölümde anlatacağım.

****
Ağaçkakanlar, Baykuşlar, Böcekçil kuşlar orman sağlığının göstergesidir.

Akşamleyin Lâdin ormanında kökler hâlâ aktiftir. Toprak sıcaklığı havadan daha stabildir. Artık biraz da dinlenme zamanıdır. Çünkü fotosentez yavaşlar.

Geceleyin fotosentez sonlanır. Ama yaşam sürer yine de. İnsan gibi tamamiyle uykuya geçmez. Kök- mikorizal mantar ilişkisi aktiftir. Besin alışverişi devam eder.

Toprakla diyaloğunu kesmez Lâdin. Mantar bolluğu inanılmazdır, bu da bir tesadüf değildır. Geceye sessizlik düşse de yine de hiç yalnız değildir.

Doğu Lâdininin ekosistem mimarisi; görünmeyen en yüksek bağlarla ve doğal denge sistemiyle ayakta duran geliştirdiği muhteşem bir mimaridir.

Yukarıda bahsedilen dertle birlikte, son yıllarda eklenen bir başka derdi de küresel ısınma, bir de kendisine vahşice davranan insandır.

****
Bulutlara doğru uzanır da uzanırlar. İster tek başına, ister topluca bir yamaçtan bir yamaca dallarıyla selamlaşırlar

Kâh kayaĺiklarda görürsun onları, kâh bir tepenin üstünde, kâh bir Sarıçamın yamacında, hep özgürce yaşamak isterler doğada. Tabii biri gelip çullanmasa üstlerine…

Bazen karışım yaparlar Doğu Kayını ile, bazen Göknar, bazen de Sarıçamla. Ama hep dağların zirvelerine kadar ulaşmak isterler. Zirvelere tırmandıkça yine de geride kalır Sarıçamdan, Kayından.

1900 mt rakımlarda seyrekleşirler. 2400 mt rakıma çıktıkları daha görülmemiştir. Zirvelerin öncüsunü Sarıçama bırakmışlardır. Bundan sonrasına çıkmayalım derler, her yeri de biz kaplayacak değiliz ya! Bırak insanlar da özgürce dolaşsınlar.

Çocukluğumuzda, çobanlık esnasında tırmanırdık gövdesine, daha da uzanırdık yukarı yan dalların üstünde. Oyunlar oynardık. Eğlenir şenlenirdik hayvanların peşinde.

Çayırlarda, çimenlerde, eğri büğrü kortlarda, Taşlı Yatak’ larda, gürül gürül akan çayırlarda, çimenlerde…

Melesin koyunlar kuzular, dolaşsın danalar, mozikler. Peşlerinde çobanlar. Ahh dağların özgür dünyası, çocuklerın gözlerinde, sevincinde…

Bulutlar daha yaķın, gökyüzü daha mavi. Özgürce seyirtirdi meşalarında ( meşcereler) çobanlar. Omuzundan asılı bez çantalar.

İçinde şorlu biraz köy peyniri, birazda arpa ekmeği faslası. Başka daha ne olsun! Bir baş soğan da olsa iyidir. Nerde bulacak domatesi, zeytini, bir salķım üzümü.

Gözlerine bakınız lütfen, ne kadar da coşkulu, sevinçli, özgür. Ama yüzü kıpkırmızı. Güneş yakmiş yüzünü, al al olmuş burnunun ucu.

Elinde sallıyor çınav değneğini. Havlıyor köpekleri. Sıkıysa destursuz yanaş koyunlarına!

Bir özgür dünya vardı, Yavuzköy’ ün, Düzenli’nin, Hanlı’ nın, Karaağaç’ ın dağlarında…Şavşat’ ın bütün köylerinde, yamaçlarında…

Şimdi sessiz, kimsesiz…

14.01.2026
Özgen Dursun
Orman Yük. Mühendisi

Bu Seri: Cinciropların Sırtlarından, Yanuğun Sırtlarına Doğru / Bir Bakış