Doğada bütün canlıların, yaşama ortamlarına göre büyümeleri ve gelişmeleri farklıdır.
Ormanda büyüyen ağaçlar için bu ortamlarına “yetişme muhiti veya yetişme ortamı ” denir.
Insanlar için yaşadığı koşullar ve çevreden söz edilir.
Doğada yetişme ortamlarına göre orman ağacının türü de değişir. Büyümelerinde onlarca etken belirleyici olur. Iklim, toprak, bakı, rüzgâr, rakım yanında; yamaç eğimi, düz, çukur arazi yapısı gibi faktörler ağaç türü ve formlarında etkilidir.
Bir çam ağacının orman içinde sık büyümesi, seyrek ve tek başına büyümesi de çamı farklı forma ulaştırır. Bunun için orman ekosistemi bir sistemler bütünüdür. Orman ekolojisi onlarca değişken faktörün doğadaki uyumudur.
Tüm canlılar; bulunduğu yaşam ortamlarına göre hayatta kalma mücadelesi içindedir.
Hayatta kalma mücadelesinde kendilerini tehlike altında gören zayıf hayvanlar toplu olarak yaşamayı seçerler. Sürüler halinde yaşam ortamları yaratırlar.
Aslan, kaplan gibi bir kısım türler ise kendilerini korumada üstün olduklarından tek tek veya küçük guruplar halinde yaşarlar. Yerlerini rahatca değiştirir, av peşinde koşarlar.
Ama insanlar kuvvetli dişlere ve pençelere sahip olmadığından birlikte yaşamanın yollarını bulmuşlardır.
Yaşamın başlangıcında her canlı için bunu hayatta kalma koşulları belirlemiştir.
Tarihin ilk cağlarında zor yaşam koşullarında insanoğlu, en kuvvetli olmamasına rağmen aklını kullandığı için ayakta kalmayı en iyi başaranlardan olmuştur.
Aklını önce sezgileri ile doğaya uygun, sonra doğaya ve bilime uygun kullanan toplumlar daha gelişerek öne geçmiştir.
Toprağı ekip-biçmek için yoğun emek gücünü kullanan insan, aklı ile geliştirdiği icatla, azimle sürdürdüğü deneme ve yanılma yoluyla çok büyük yollar kat etmiştir.
Sanayi toplumu olmayı başarmış, teknolojiyi geliştirmiştir. Bilime verilen değerle, insan yaşamını kolaylaştırıcı icatlar bulmuşlardır.
Bu yönde gelişime değer veren ve emek harcayan devletler yetenek ve güçlerini artırarak daha rahat yaşama koşullarına ulaşmışlardır.
Bireysel psikoloji biliminde çığır açan Alfred Adler’ de; “düzgün kurulan bir toplum, onu oluşturan kişilerin yeteneklerini destekleme konusunda geri kalmaz”, diyor.
Yeteneklerini geliştirmek için koşulları elverişli bireyler, toplumların daha iyi duruma gelmesine de öncülük ederler. Kendilerini daha iyi ifade edenler topluma faydalı olmanın çabası içine girerler.
Ülke olarak topyekun kalkınmanın temeli; pozitif bilimin ve bireysel psikoloji biliminin ışığında; yaşam ortamları iyileştirilen, sosyal anlamda kendilerini daha rahat ifade edebilen, hukukun üstünlüğü çerçevesinde; laik, demokratik bir ülkede yaşama koşullarının sağlanmasına dayanmaktadır.
Gelişim ve topyekûn kalkınma ancak böyle sağlanabilir. Huzurlu bir toplum olma özlemine böyle ulaşılabilir.
23.09.2022
Özgen Dursun