Bu sabah bir fırına girince:
– Simit kaç para oldu, dedim.
– Siz daha önce kaç liradan aldınız, dedi satıcı.
– 7,5 tl’den.
Sırada bekleyen arkamdaki kişi de:
– Bende 7,5 tl’ den aldım, dedi.
50 tl. uzattım.
Geriye 17, 5 tl. verdi.
Bir tam buğday ekmeğe 12, 5 tl.
İki simite 20 tl. kesti.
– Yarın gelirsem simiti kaça satacaksiniz? Dedim.
Gülümsedi…
Bir vatandaş olarak bu fiyat artışlarına hiç alışamadım. Hiç te alışamayacağım sanırım.
×××
1980 yılında İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesini kazanınca birinci sınıfın sömestri ve o yılın yaz tatilinde fırında çalışarak okul harçlığımı çıkarmıştım.
Fırının bodrumunda, yaz sıcağında zor şartlarda üç ay kadar pasacı olarak çalışıp bir sonraki yılın tüm harçlığını biriktirmiştim.
İki pişirici vardı, altlı- üstlü konuşlanırlardı. Ikiside hızlıydı. Hamurları fırına sürer, pişen ekmekleri el çabukluğu ile çıkarırlardı. Pişirici ile hamurkar( hamuru ekmek şekline dönüştüren, pişirmeye hazır hale getiren ) fırında en kıdemli kişilerdi. Bunlara usta denirdi.
Tek pasacı idim. Ben çıraktım. Her iki pişiriciye, üzerinde on ekmek hamuru olan tahtadan yapılmış pasayı sırayla iki pişiriciye de yetiştirirdim. Beş metrelik mesafeyi hızlı hızlı gidip gelir, bir mekik dokur gibi çalışırdım.
Bodrumda işçilere ayrılmış küçük bir odada iki katlı demir ranzalarda yatardik. Üstümüze unlu battaniyeleri örterdik.
Fırıncı ayda 8.000 tl ( eski para ile) verirdi. Bakkaldan melamen tasla bir tas açık yoğurt alır, fırının ekmeği ile karın doyururduk.
O yaz üç ay çalışarak biriktirdiğim parayla sekiz ay idare etmiştim. Bütün kış ayda 3000 tl. harcayarak birinci sınıftan ikiye geçmiştim.
Vezneciler öğrenci yurdunda kalıp, yürüyerek Beyazıt’ a çıkardık. Birinci sınıfı o yıllarda diğer bölümlerle birlikte Beyazıt’ ta okumuştuk.
Okula giderken ilk işimiz bir simit alıp, atıştırmak olurdu. Öğrencinin en temel, en ucuz karın doyurma yöntemi idi.
Kıt kanaat harçlıklarımız karşısında en ucuz olanı simitti. Yanında bir ayran bile lükstü bizim için.
Aradan onca yıl geçti, yüksek mühendis olduk, yönetici olduk, şimdi bakıyorum da gerçekten artık simit bile lüks olmuş.
Şimdi öğrencilerin durumunu düşününce içim acıyor.
Beş inek, üç-beş koyunla iki oğlunu okutmuş bir çiftçi baba, şimdi bu sartlarda nasıl okutur çocuklarını?
Bugün bir simit 10 tl, yanına bir çay alsan 15 tl. Toplam 25 tl. vereceksin. Öğrencisin, harçlığın da sınırlı…
20 y.y’in son çeyreğindeki yaşamdan; 21 y.y’in ilk çeyreğindeki yaşama evrildik.
Teknolojik ilerlemeler bir çığ gibi gelişti.
Ama sitressiz sağlıklı yaşam, insanca kaliteli bir yaşam, huzur, özgürlükler, liyakat, hukuk, adalet ne kadar ilerledi? Ne kadar gelişti?
İki yıl sonra 21 y.y’in ikinci çeyreğine evrilecegiz.
İnsan kalitesi, bilgi ve bilimin neresindeyiz?
Gelişen dünyaya nasıl ayak uyduracağız?
Ataturk Cumhuriyet’ini ve demokrasiyi nasıl koruyup geliştireceğiz?
Bir vatandaş olarak bütün bunlar artık herkese dert olmalı.
Derman nasıl bulunacak, bunu da yaşayıp göreceğiz…
09.07.2023
Özgen Dursun