Bugün bir parkın içinden geçerken bankta oturan genç bir adam gördüm. Düşünceli bir yapısı vardı. Üstünde siyah deri bir mont, siyah pantolon ile ince ve yakışıklı görünüyordu.
Bankın arkalığına yaslanmamış, biraz kambur bir şekilde oturmuş, elindeki sigaranın külünü işaret parmağı ile yere döktürüyordu.
Yavaşlayıp, karşısında durdum. Göz göze gelince, çok hoş görünüyorsun ‘ama’ demedim. Sadece gülümseyerek sigara içiyorsun. Ama deseydim yargılamış olacaktım. Yargılamadan sözcüğumu içtenlikle belirttim.
Gençler yargılanmayi hiç sevmezler. Aslında hiç kimse sevmez ama çok gençler sevmez. Hemen kapatırlar kendilerini. Üniversitede iki yıl iletişim dersleri verdiğim için bu konuda hem bilgi sahibi oldum, hem de yakından gözlemledim, onları yakından tanıdım
– Evet, dedi, üç yıldır içiyorum.
– Ailen biliyor mu peki?
– Hayır bilmiyor.
Yaşını sordum.
– 17 dedi.
Okulunu sordum:
Meslek lisesi diyerek ismini tam söyledi, içtenlığimi hissedince durmadı,devam etti.
Iki dersten kaldığını açık bir dille ifade etti.
– Okulunu mu sevmedin, yoksa öğretmenini mi?
– Öğretmenimi, dedi.
Bu söz üzerine, Köy Enstitüleri eğitim sistemi ile Tonguç’un Pestalozzi hakkındaki kitabı aklıma geldi. Bir de Montaigne’ nin eğitim sistemi ile ilgili düşüncelerini anımsadım. Bu ayrı bir yazı konusu tabi.
Bu yazıda asıl söylemek istediğim insanlık halleri başka.
İsmini sordum:
– Melih dedi.
Melih gel seninle bir anlaşma yapalım?
– Nasıl yani?
Ben senden üç yaş küçükken, bir karar vermiştim; ” Büyüdüğüm zaman sigara içmeyeceğim”, diye birisinin defterine imza atmıştım, o birisini de anımsıyorum,defteri de.
Gel seninle bir tutanak yapalım; elimdeki kitabin arka boş sayfasını gösterdim.
– Hazırmısın?
– Olur, hazırım dedi.
Yüzü, gözleri huzurlu ve mutluydu. Birden pozitif bir ruh haline girmişti. Bu diyalogdan iyi hissettiği belliydi.
– Cebindeki paketi çıkar, içinde kaç tane var?
Çıkardı, tek tek saydı, 13 den kalmıştı.
– Şimdi bunları çöpe atacağız var mısın? Ama sonra başlarsan söz verdiğin ve imza attığın için vicdan azabı çekersin.
Düşündü biraz.
– Haklısınız, dedi.
Az daha düşün. Çünkü beni bir daha görmeyeceksin, imza attığını ve söz verdiğini unutmayacaksın.
Hatta yaptığımız tutanağın fotoğrafını çekeceğiz, sana vereceğim. Orda ismimi ve kendi imzani da göreceksin.
– Evet, vicdan yaparım, bir kez daha haklısınız dedi.
Sevgilin var mı?
– Var.
– O sigara içmiyor mu?
– İçmiyor.
– O sıgarayı bıraktığını bilse, sevinir mi?
– Tabiki, sevinir.
– O zaman senin için çok iyi bir karar bu.
– Bir daha düşün?
– Ya başaramazsam?
O zaman kalsın, belki bir gün yine karşılaşırız. Sen yine bunu içinde düşün.
Tam ayrılırken, bu hikayeyi kız arkadaşına da anlat. Belki dolayli bir etkisi de olur. Bir karar, bir söz verirken şahit olması, iradeni güçlendirir, dedim.
Tekrar çok yakışıklı ve çok hoş adamsın dedim.Gönülden iyi dileklerde bulundum.
Bu kısa diyalogdan çok mutlu olmuştu. Yüzündeki gerginlik gitmiş, sevecen bir hal almıştı. Bunu hissedince, biraz gidince tekrar geriye dönüp el salladım.
Gülümsedi arkamdan, elleri havada kaldı.