Her alanda yönetime veya idareciliğe gelenler genellikle herşeyi yapabileceğini düşünürler.
Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olduklarına dair kuşku duymadıkları için, istişare yöntemini pek önemsemezler. Yönetimi altında çalışanların düşüncelerine ve fikirlerine çok değer vermezler. Hizmetin gerekliliğini yerine getirmede emek- yoğun bir çaba içine girmezler. Bunun sonucunda da genelde kaliteli ürün çıkmaz.
Gönülden katılımcılık es geçilir. Sadece yöneticinin dediği olur. Buda uzun soluklu bir hizmet ve ürünün değerini düşürür.
Mahiyeti altındaki insanların düşüncelerine değer vermeyen toplumlar çok ileri gidemez. Ortaya çıkan ürünlerin etkisi de uzun soluklu olamaz.
Işını özveri ile yapan ve işine değer veren çalışanların emeği çok görülmez. Gözlemlenmez. Düşünceleri, yaşama dair koşulları dikkate alinmaz. Kolay yargılanır, kötü hissettirilir.
Büyük yazar Lev Tolstoy bu konuda bakın ne demiş:
” Birine çamur atmadan önce düşün ve sakin unutma:
Önce senin ellerin kirlenecek”.
Bir kızılderili atasözüde der ki:
” Benim hayatımı yargılamadan önce benim ayakkabılarımı giy.
Benim geçtiğim yollardan, sokaklardan, dağ ve ovalardan geç.
Benim takıldığım taşlara takıl, yeniden ayağa kalk ve aynı yolu tekrar git, benim gittiğim gibi.
Ancak o zaman beni yargılayabilirsin”.