Salonun ortasındaki direğin dört bir tarafına yapılmış minderli oturakta dinlenen bir beyin sağ tarafındaki spor aletine yöneldim.
Çalışmaya geçmeden orta yaşlarda, hafif saçları kırlaşmış, uzun boylu beyle iletişim başlattım.
Uzun soluklu müdürlüğüm esnasında bir yüksek okulda bazı akşamları 2.öğretim öğrencilerine iki yıl süreyle iletişim ve halkla ilişkiler dersleri de verdim.
Bununla da kalmamış değişime ve gelişime açık biri olarak sırayla yüksek lisans, adalet yüksek okulu, insan kaynakları bölümü bitirdim.
Mesleki bilgi yanında, yöneticilik kapsamında uluslararası düzeyde motivasyon ve gelişim seminerlerine katıldım. Yurt dışında, çağın filozofu olarak gördüğüm Jim Rohn’ dan eğitimler aldım. Ülkemizde de en iyilerinin bir çok konferanslarına katıldım.
Bütün bunları neden yazıyorum? Elbette bir övünç kaynağı ve ego tatmini duygusu hissetmek için değil. Görülen erek okuyucuların bundan sonra anlatacağım konuyla ilgili bir illiyet bağı kurmasını kolaylaştırmaktır.
Önceden İstanbul’da uygulamalı sosyal cesarat kursları vardı. Şimdi de yapılıyor mu bilmiyorum. Google ‘de araştırdım, bulamadım. Eğitimlere üst düzeydeki politikacılar, milletvekilleri ve şirketlerin CEO’ları da katılırmiş.
Kolaydan zora, dört ana konuda, uygulamalı yanıtları alınırmış. Arazide dört sorunun yanıtında başarılı olanlar, kursu da başarıyla bitirmiş oluyorlar.
Bu kurslara katılmadım ama bu dört sorunun da yanıtlarını sahada başarılı bir şekilde verdim. İçeriği ve soruların burada ayrıntılı açıklanması bu yazının kapsamını çok aşar. Belki başka bir yazının konusu olur.
Çevrede, kurumlarda tam ve sağlıklı bir iletişim sağlanması oldukça zordur. Herkes bildiği sözcük sayısı ve düşünce yapısı kapasitesi kadar çıkarımda bulunuyor. Çok kolay algı oluşturuyor ve sonuç çıkarıyor.
Köy Enstitüleri sürecinin kesintiye uğraması ile birlikte düşünce üretme, aklını kullanma, bilimsel ve felsefi derinlikte mantıklı çıkarımda bulunma yetisi gitgide azalıyor. Aynı dili konuşsakta tam ve sağlıklı iletisim kurup, anlaşmamız zorlaşıyor.
Bazen de insanlar ve kurum yöneticileri işine geldiği gibi anlıyor, algılıyor, bu algıyla bir yargıya ulaşıyor.
Gerek yöneticiliğimde gerekse insan iletişiminde her zaman önceliğim güven üzerine olmuştur. Gerek ihale ile iş alanlarla, gerekse şefliğimde iş verdiklerimle, halkla, personelle iletişimi bu temel üzerine oturtmuşumdur.
Müdürlüğüm sırasında bir seminerde iken işçi olarak çalışan sorunlu erkek bir personel suç işlediği için işten çıkarmak zorunda kalmıştık.
Müdürlüğüme direk bağlı olmadığı halde; yine de bu sorunlu personelin suç işlemesini önleyici koşulları oluşturamadığımiz için çok üzülmüştüm.
Mustafakemalpaşa’da yaptığım Şeflik esnasında İşletme Müdürüm sorunlu personeli hep bana gönderirdi. Çalışanlara insan odakli psikolojik ve motivasyon içerikli yaklaşımlarım, huzurlu ekip çalışmasının yollarını açardı. Bunu bilenler bilir.
Ülkemizde son yıllarda kurumlarda liyakatın ortadan kalkması, işini iyi ve severek yapan, kaliteye değer veren, gelişime açık, güzel işler yapmanın çabası içinde olan, işinde başarı gösterenlere değer verilmeyince; rotasyon sürem beklenmeden gerek üst yönetim ve yan dalları tarafından, gerekse kurum dışından bir yıl kadar sürecek, yıpratma, itibarsızlaştırma, ödenekleri kesme vs şeklinde suyumu ısıtmaya başladılar:)
İşime yönelik hiçbir şey bulunamayınca; birbuçuk yıl öncesindeki sorunlu bir genç kadın( doktoru da bu konuda beni uyarmıştı- kötü sonuçlar doğurmaya yönelik eğilimi- başına bir hal gelmemesi korku ve şüphesi- koruyamadığımız bir önceki sorunlu erkek işçi de göz önüne alınarak) personele, motivasyon içerikli iyi hissettirme mesajlarım istismar edilerek, belden aşağı algı oluşturularak suyumu iyice kaynattlar:)
Yapılan bu iyi niyetli yaklaşım ve çabalar onlar için hiç önemli değildi. Tek bir hedef vardı, Orman İşletme Müdürünü almak.
Artık delile ulaşılmıştı, hedef bertaraf edilmişti. Haklıdan değil, güçlüden yana seçim yapanlar hat değiştirmişti. Bir yıl kadar sürecek değişik yöntem ve denemelerle başarıya ulaşılmıştı. Müdür artık toz olmuştu:)
Oysa profesyonel yöneticilikte; kurumumuzda ki personelin işlerini yapmaları kadar; fiziksel, duygusal ve zihinsel sağlıkları ve güvendiklerinden de sorumlusunuz.*
Kendilerine ya da birbirlerine zarar vermelerini önlemek zorundasınız. Ekibin gözetiminden ve onlardan en iyi verimi almaktan sorumlusunuz.*
Bursa’ da bir okulda Müdür Yardımcısı olan bir kadın öğretmenin odası gibi kapımı kırmadılar ama kuruma yönelik güven ve gönül kapımı kırdılar:)
Çok sevdiğim bir kurumdan ayrılmak zorunda bıraktılar. Kuş edip, uçurdular:).
Adalete başvuruldu tabi. Ama adalet nerde?
İşini coşkuyla severek yapan, enerji düşüklüğü ve yorgunluk hissetmeyen, her gün işimi daha iyi nasil yapabilirim diyen bir yöneticiyi belden aşağı vurup, itibarsizlaştirarak görevden almaya çalışmak ne kadar etik ve doğrudur?
Bunun gibi “insanlik halleri” başına gelen belkide yüzlerce yönetici var:).
Psikoloji, sosyoloji, felsefe, iletişim ve insan kaynakları konusunda bilgi, donanım ve erdem sahibi olmayanlar; basit, düzeysiz bir algı ile sonuç almaya çalışırlar.
Bunun kitabı da günü gelince yazılacaktır. Tarihe şimdilik bu kadar not düşülmüştür.
×××
Uzun boylu orta yaşlarda olan adamın gözleri gülümsüyordu.
İlk paragrafın devamı ilave edilecekti, artık insan hallerinin 6. bölümüne kaldı