Yetmiyor, yetmiyor dedi. Tekrarladı birkaç kez.
Sabahın Saat: 05.00’i, daha gün ışımamıştı. Uzaktan çat-çut sesleri geliyordu. Biraz daha yaklaştım, önce ağaçların arasından karartısı ilişti gözüme: Bir pazar arabası çekiyordu peşi sıra. Sabahın olmasına daha çok vardı, ne arıyordu bu saatte?

İnsan yaşam sürecinde alışkanlıklarını arada değiştirmeli derler. Kötü olan alışkanlıkları değiştirmek insan için bir görevdir bence. İyileri yinede arada değiştirmeli daha iyisi varsa. Örneğin; insanın akşam evine sağ -salim gitmesi iyi bir şey. Ama hep aynı yolu kullanmamalı her seferinde. Başka bir sokaktan yaklaşmalı eve, işe giderken de başka bir yoldan gitmeli. Beyni monotonluktan kurtarmalı. Karşılaştırmayı sever beyin, değişimi iyi seçer, canlı tutar kendini. Yeni bir şeyler öğrenme bile nöronları hep tetikler.
Zaman içinde doğadaki tarlarlar aradında toprak yolda koşular bitince; ormanların derinliklerinde yürüyüşler son bulunca, parklara düştü yolumuz sonunda. Çözümü interval yürüyüşte buldum böylece. Orman bilimindeki kombine metodu yürüyüşte de uyguladım. Arada da değiştiriyorum parkları.
Sonbahar gelince artık uyandığım saatler gecenin içinde kaldı. Geçen gün sabahın 05.20 sularında yürüdüğüm parka doğru ilerlerken kulak kabarttım birden. Şehir içinde karanlıkta bu ne sesidir derken: Gri mont sırtında, orta boylu yetmiş yaşlarında bir bey çıktı karşıma. Parklarda çöp kutularına bakıyormuş bu saatte.
Yavaşladım, hal- hatır sordum, dinledim. Bir dedim bin ah işittim: Yetmiyor, yetmiyor dedi, içi düğümlendi.
“Gecenin 23.00’ ünden beri ayaktayım. Taa uzaklardan geliyorum”, ismini de söyledi. Yol boyu parklarda teneke kutu topluyorum. Kilosunu 90 tl’ye veriyorum. Üç kilo ancak buluyorum.
Ya uykusuzluk, dedim, her gece. “Emekliyim, gündüz uyuyorum.”
Biraz daha sorunca, yukarıdaki iki sözcüğü söyledi. İçine düşen bir acı, bir “kor” gibiydi.
Amacı çöp kutularına herkesten önce bakmaktı. En az üç kilo küçük teneke kutusunu bulmaktı.
Maaşını sordum: 23500 tl. dedi.
Bir saat sonra yürüyüş bitiminde bir kişi daha geldi, elinde torbaları ile her bir çöp kutusunu elledi, bir şey bulamadı, eli boş döndü.
Yetmiş yaşlarındaki bu emekli bey; demekki boş döne döne, çıkış zamanını Saat: 23.00’ e üne çekmiş. Uykusuz kalıyor, yürüyor, yürüyor bari bir üç kilo bulsam diyor. Canım yandı, ne denebilir ki? Karanlık gecelerde, gecenin her bir saatinde, bir kısım emekliler, demekki ayakta. Kimisi gece, kimisi gündüz çalışıyorlar habire…Ülkemizin gerçeği bu.
O emekliyi görüyorum hep karanlıkta: El sallar selam veririm, sıcak bir sözcükle günaydın derim. Gündüz uyuyan, gece çalışan emekli derim içimden, kim bilir niceleri vardır böyle yapan.
Hiç olmasa eve sağ- salim dönüyor.
Nasıl acılar taşıyorlar içlerinde? Belkide hiç kimse bilmiyor, yakınlarından bile saklıyorlar.
Emekli maaşı yetmediği için sosyalleşmeden; dışarıda bir yerde oturup çay- kahve içmeden uzak, bir şey yemeden sakınan, torunlarına küçük hediyeler verememenin acısını, ezikliğini ruhunda hisseden: Yalnızlık duygusu ne hallere getiriyor insanı.
Beden sağlıklarının bozulması, bağışıklık sistemlerinin düşmesi, ruh yapılarının , örselenmesi içinde buhranlara sürüklüyor kim bilir. Hele bir de onuru da parçalanan altmış yaşındaki emekli polis memuru Ali Şekeroğlu’ da gelince insanın aklına; vicdanları yaralıyor: Güzelim ülkemizin, güzelim insanları bu çileyi hiç hak etmiyor.
27. 09.2026
Özgen Dursun