Bugün spor salonunda özel bir okulda edebiyat öğretmenliği yapan kadın bir arkadaşımla karşılaştım.
Merhabalaştik. Hal hatır sordum.
Önümüzdeki yıl emekli olacağım dedi, oysa daha çalışmak istediğini biliyordum. Çalışkan, yetenekli, başarılı bir öğretmen. Senaryo yazarı, aynı zamanda radyoda seslendirme sanatçısı olarak ta çalışıyor. Türk dilini kullanmada da oldukça iyi. Çok verimli çağlarında, yaşıda daha genç aslında.
– Neden emekli oluyorsun?
– Uzun süre ayakta kalmaktan dolayı, sağ bacağımda bir ağrı var. Ama asıl neden bu değil.
– Ya! Nedir peki?
– Okulun başına patronlardan bir kadın geldi. Artık eskisi gibi değil. Atatürk’ u konuşma ve yazı dilimizden, etkinliklerimizden çıkarmak istiyorlar. Hele iletişim işlerine bakan lise mezunu müdür bir kadın var, her işimize karışıyor. Atatürk ‘ u sevmiyorlar. Mobinge uğruyorum. Kimi kime şikayet edeceğim ki?
– Hem de bir özel okul, dedim.
-Artık hep böyle, dedi. O açıdan bende emekli olacağım.
Üzüldüm. Başka bir okulda okulun müdürü, kendi kadın yardımcısının kapısını kırıyor. Ne hallere geldik böyle diye teselli etmeye çalıştım, ama edemedim. Gerçekler acı, yorucu ve stresli.
****
Hastanelerde yeni doğan bebekler, öldürülüyor.
Ülkemizin her bir noktasında acısı yaşanan Narin kızımız tüm ülkeyi yasa boğuyor, daha ne olduğunu bile öğrenemedik.
Manisa’ da sokak ortasında hamile bir kadın herkesin gözü önünde eşi tarafından şiddete maruz kalıyor. Surlarda genç bir kadın kafası kesilerek yere atılıyor. Hergün bir kötü haber veya şiddet haberleri yazılıyor, okunuyor, görülüyor.
Pazara gidiyorsun insanlar sessiz, suskun, mutsuz ve enerjisiz. Satıcılar da öyle. Eskiden bağırırlardı:
-Gel vatandaş gel, üç tane kavun on lira! Öteden başka bir pazarcı:
– Gel vatandaş gel, batan geminin malları bunlar ne alırsan beş lira!
Daha uzaklardan başka bir ses. Pazar yeri bir şenlik gibi olurdu, bir curcuna, bir coşku bir enerji ki tavandı insanlarda. Pazar arabası rahatlıkla dolardı. Bütün pazarlar şenlenirdi.
Pazar yerinden çıkarken patates, soğan satıcılarına denk gelirdin. Cebinde kalan para ile:
– Ver bana da üç kg patates, üç kg soğan. Bozuk paralar kalmasın bari cebimde, derdin. Çıkarır demir paralar verirdin.
Daha dün kırmızı soğan gördüm pazarda. Kilosu 50 tl. Bir brokoli 100 tl. Domatesin kilosu 40- 50 tl. Ne hallere geldik böyle. Bu gidiş gidiş değil. Ahlakta çöküyor, kurumlar da. Sağlıkta gelinen sonuç acı veriyor insana.
Artık eskisi gibi pazar arabası ile gitmiyorlar insanlar. Herkesin elinde ikişer üçer torbalar.
Dönerken önümde pazar torbalarını iki eline üçer üçer dağıtmış yürüyen bir kadın vardı. Altmış yaşlarında görünüyordu.
Yanından geçerken elindekiler 500 tl’yi geçmiştir dedim.
– Artık 500 tl.’den aşağı pazara gidilmiyor, bu aldıklarım da onu çok geçti. Ne yapacağımızı artık bilmiyoruz, bizden sonra ne olacak çocuklar, torunlar dedi. Çok dertliydi.
Dertli insan çoğaldı iyice. Beden ve ruh sağlıkları bozuldu. Evin içi, sokaklar, yollar, iş yerleri stres ve gerilim dolu. Şaka yapan, kahkaha atan, mutlu olan, eğlenen insan sayısı kalmadı görünürde.Tabi belli bir kesimin bir eli yağda, bir eli balda. Öyle yerlerde de halk kalmadı.
xxx
Sizin kitleniz kimlerden oluşuyor? diye bir soru sorarlar Jean Paul Sartre’ ye?
“Öğrenciler, hocalar, gerçekten okumaya meraklı insanlar, böyle bir tutkusu olan insanlar, ” der.
Bizde ne okumaya meraklı öğrenci kaldı, ne de büyükler. Bu yaşam zorluklarında insanların düşüncelerin merkezine, ne olacak halimiz düşüncesi yerleşti.
Bu milleti bu umutsuzluktan mutlaka çıkarmak lazım. Atatürk gibi düşünmek lazım.
Arthur Schopenhauer: “en büyük mutluluk, kişiliktir” demiş.
Kişilikte, bilimsel ve çağın gereklerine uygun bir eğitimle, özgürce düşüncelerin ifade edildiği, demokrasinin ve hukuk kurallarının adaletli uygulandığı ülkelerde gelişiyor sadece.
Erdemli, vicdanli, hümanist, özgür düşünceli, tartışan, sorgulayan, hesap soran, okuyan, düşünen insanlar yetişiyor böylece. Sartre gibi, çevrende de okumaya tutkulu insanlar bulunuyor.
O zaman işte her gün yeni bir kötü haber gelmiyor kulağına. İçine her gün bir başka acı dolmuyor. Huzurlu ve erdemli yaşamanın güzelliğini hissediyorsun.Eğleniyorsun, gülüyorsun, dünya bir başka dönüyor senin için. Evren senin için huzur yolluyor.