Ne güzel duygudur vefa duygusu, hele bir de çıkarsız olursa, nasıl duygulanır insan böyle temiz bir duyguyla!
Sadece düşünen canlılarda mı var bu duygu? Düşünemeyen, kendini ifade edemeyen canlılarda yok mu peki?
Bunu her iki canlıllarda gözlemleyen, anlam yükleyen, iyi ve kötü hisseden insan çok elbette.
Sabahları yürüdüğüm parkta yaklaşık bir yıldır bir köpek görüyorum. Bu köpeği birkaç kez daha yazdım.
Çocukluk ve gençliğimin geçtiği bir dağ köyünde hiç köpeğimiz olmadı. Onlarla içli- dışlı zaman geçirmedim. Ruh hallerini bilmem o kadar. Kedilere göre nankör olmadıklarını söylerlerdi hep.
Bu parktaki köpeğe Karabaş koydum adını.
Park yakınındaki inşaat arazisinde bir annenin doğurduğu altı yavrusundan sadece bu kaldı dedi birisi.
Önceleri hep kaçıyordu insanlardan, ürkek ve korkak bir tavrı vardı. Yaklaşmazdı insanlara, yiyecek getirenlere bile. Ürkerek zoraki sokulurdu yiyeceğe. Eziyet görmüş derlerdi hep. Oysa nasıl da hareketli ve sempatik, sevimli bir köpek. Hiç ayrılmıyor bu parktan.
Asıl yazı konusu olan cümleler bundan sonra.
Hiç yiyecek getirip vermedim, hiç iyiliğim dokunmadı ona. Ama aylardır her sabah karşılar beni parkura girerken. Uzaktan görünce önce kulaklarını diker bakar. Sonra eğilir, ön bacaklarını uzatır öne doğru. Dikkat kesilir iyice.
On metre kadar yaklaşınca bende eğilirim öne doğru iyice. On saniye göz göze gelir, sonra kalkar yürürüm parkurda. Birden firlar, koşarak gelir yanıma. Havlama sesi yerine bir başka sesler çıkarır. Sevinç sesleri gibi gelir bana.
Gün ışımamıştır daha. Parkın ışıkları aydınlatır ortalığı. Ben ve Karabaş güne başlarız birlikte.

Ortalık aydınlanmaya doğru Recep geçer uzaktan. Bir elinde baston, ağır aksak yürür. İş kazası sonucu, yavaşlamıştır adımları. Denk gelemese yakından, el sallar, günaydın der, iyi dilekler bırakır işe giderken.
Üzerime da atılmaz, gelip dokunmaz Karabaş. Yarım metre kadar yaklaşır, döner durur etrafımda. Üç – beş dakika eğlenceli, sesli bir yürüyüş yaparız birlikte. Sonra takılır arkama, yürürüz uzun zaman sessizce.

Aydınlanınca gün, ayrılır başka köpeklerle oynar, sonra tekrar gelir arkamdan. En son uğurlar ayrılırken, el sallarım. Bir süre bakar durur arkamdan. Geri döner tekrar bakarım. Gözleri üstümde kalır bir süre. Bu her sabah böyle.
Peşimden gelmez, parkı bırakmaz. Başka yöne çıkış yaptığımda da bu hikaye böyle sürüp gidiyor aylarca.

Sadece iyi davrandım, sevgisel bir dille seslendim. Sıcak, duygusal bir tarzla ilgi gösterdim. Yürüyenler sadece bana böyle davrandığını söylerler.
Yiyecek getirenlerin peşinden gitmiyor. İyilik yapıp, besleyenlere böyle yaklaşmıyor. Nasıl bir duygu dünyası var? Çıkarsız, bencilsiz bir duygu bu. Bir canlının duygu dünyası, tertemiz bir vefa duygusu.
Kendini ifade edemeyen canlıların ilgi ve sevgiyle kurdukları müthiş bir iletişim dünyası…

Günümüzde düşünen, konuşan insanların iletişiminde o kadar çok hatalar ve anlaşmazlıklar yaşanıyor ki?
Aynı dili konuşsak bile yinede tam ve sağlıklı bir iletişim kuramıyoruz.
Bazen dilin zenginliği ve dilin güzelliği de yetmiyor. Sözsüz iletişimin ve beden dilinin ruhsuz, yüreksiz ve sevgisiz hale gelmesi, insanların birbirlerini anlamasını zorlaştırıyor.
Ekonomlik yaşam zorlukları da eklenince, insanların düşün dünyaları sağlıklı ve doğru iletişimi sağlayamıyor.
İnsanın içindeki enerji çekilince, sözlü ve sözsüz iletişim ve beden dili yok ediyor anlama ve anlaşılmayı ne yazik ki?
13.10.2023
Özgen Dursun