Ahlat ağacı üstüne romanlar yazılır, hikayesi bir tarih gibidir. Anadolu’nun en eski ve en köklü ağacıdır.
Kıt kanaat geçinen dağ köylerinin en önemli ağacı ahlat ağacıdır.
Aşılı olana armut, aşısıza banta derlerdi köylüler. Köy içlerinde, dağların eteklerinde bolca bulunurdu bantalar. Asırlardır bilinir, atadan kaldı denir. Çoğu sahipsizdir. Çobanlar için güz meyvesidir. Koyun, kuzu, inek, peşinde otlatırken yerler güzelim gözlü çocuklar.
Köyde büyüyen çocuklar eskiden ahlattan başka meyve yiyemezdi. Ekşi ( mayhoş) olurdu genelde tadı. Sonbaharin gözde bir meyvesiydi.
Aşılı armudun az bulunduğu, kirazın yetersiz olduğu, turfanda meyvelerin hiç olmadığı, muzun ise hiç görülmediği tertemiz köylü çocuklarının meyvesi.
Portakal yiyemediği, kavun karpuz hiç görmediği, üzüme hasret kaldığı bir dağ çocuğunun meyvesi.
Her ahlat meyvesi tatlı gelirdi onun için. Ağzını buruştursada ısırırdı ön dişleri ile, zevk alırdı özgürce…
Doğada yüzlerce yılın ağacı idi, ölmezdi kolay kolay, dayanırdı asırlara, esen sert rüzgârlara. Yoğun yağan kârlarda deviremezdi hani…
Çürümezdi de. Bilinmezdi yaşları, atalardan kalmıştı onlara.
Sulu olurdu, çok acı olan da vardı. Meyvesi sevilirdi. Çünkü çocukların başka çaresi yoktu.
Büyük büyük boylu ve dallı ağaçlardı ahlatlar. Ama yinede tepelerine kadar tırmanırdı çocuklar.
Çobanlık peşinde koşanlar üstüne çıkar ağacın. Meyvesi olgunlaşınca yere düşerdi, yerden toplardı genelde büyükler. Bir bakmışsın tepelerine kadar çıkmış kirkit çocuklar.
08.05.2023
Özgen DURSUN