İNSANLIK HALLERİ-21
Dün öğleden sonra her zamanki yürüme yolumda ilerlerken, daha önce selam verdiğim ve hal hatır sorduğum büyük bir sitenin kapıcısı karşıma çıktı.
Yakınlaşinca iyice:
– İyi olduğunu söylenince; komşularını da sordum.
– Hepsi iyiler, dedi.
– Yine gidiyorsun uzaklara, bir şeyler almaya diyerek gülümsedim yüzüne.
Yakında market olmadığı için, uzaklardan site sakinlerinin ihtiyaçlarını hep poşet poşet taşıdığını görürdüm.
Bu sefer cebinden bir tomar spor toto kağıtlarını çıkardı.
– Birisi bunları yatır, gel dedi.
– Bu çok özel bir iş, bunun için de mi gönderiyorlar?
– Ne yapayım, adam yaşlı tam yürüyemiyor, karısı da biraz hasta.
– Çok hatırlı adamsın? Artık bırak, para pul işlerini, otur rahatına ve sağlığına bak de onlara, diye söyledim, biraz takılarak.
– Yüz yüze bakıyorum, birşey diyemiyorum.
Yaklaşık 750 metre yokuş bir yolu çıkıp inerken görürdüm hep. Sitenin ekmek, gazete ve erzak ihtiyaçlarını karşılıyordu.
– Senin gibi adam bulamazlar? Tatlı tatlı gülümsedi ve ayrıldı.
xxxx
Tertemiz bir insan, hizmette çok verici, herşeye rağmen yüzü yine de güleç. Mutlu olmasını biliyor. İçinden bir kötü söz çıkmayan, sövüp saymayan bir yapısı var.
Ayrılınca, konu bir süre içimde döndü durdu. Bir sürü düşünceler gelip geçti: İki kişi var evde; acaba yakınlarında başka kimi kimseleri de var mı? Yaşlılar, haliyle Nasrettin Hoca gibi göle maya çalıyorlar, ya tutarsa diyorlar. İnsan düşününce, kim bilir daha ne dertleri var, nasıl parasızlık çekiyorlar, çaresizlikten spor toto oynamak zorunda kalıyorlar. Emeklilerin geçim derdi, ne çarelere itiyor onları.
Kapıcının canı yanıyor; yardımcı oluyor. Canına tak etmemiş demek ki? Sabırla işlerini görüyor. Uzun yıllardır aynı sitede çalışıyor. Rest çekse nereye gidecek ki?
Bildiği iş, gitse, gittiği yerde nasıl huzurlu olacak. Burası bildiği yer. Herkesin huyunu suyunu öğrendi. Yeni bir siteye alışmak hiç kolay değil. Yaşı gelmiş 60′ a. Bir süre daha dayanayım diyor. Çoluk çocuğu var, düzenini bozmak kolay mı? İnsanın içini bilemezsin, daha başka ne çaresiz insanlık halleri var.
Empati yaparsan, daha neler neler düşünürsün? Vicdan, empatinin kardeşi, uyumlu olunca ikisi de, insanlık vicdanla gelişiyor yaşamda. Erdemli olmayı hedefinde tutuyor, özü sözü bir olmayı önemsiyor.
Montaigne’ de: “Her şerefli insan, vicdanını yitirmektense, şerefini yitirmeyi yeğ görür”, dememiş mi?
“Doğduğum yerin pek o kadar düşkünü değilim, bütün insanları hemşerim sayıyorum” diyor Montaigne. İşte insan sevgisi böyle birşey. Vicdanla, empatiyi koşturacaksın önünde, seni insanlığa taşıyacak yaşam boyunca.
İnsanı, insan olarak seveceksin, tanımasan da kucak açacaksın gönlünde. Ne güzel demiş Montaigne, bütün insanlar hemşerimdir, diye.
Insanlik halleri ve sorunları bir değil ki? Hangi birini çözsün. Geçim derdi, çocukların beslenmesi, okuması, iş bulması: Hangi birine yetişsin? Mecburen sabrediyor. Kime ne desin. Motivasyonu düşük, enerjisi de; yaşıyor işte kendi halinde.
Hayat pahalılığı, umutsuzluk, önünü görememek, çocuklarının geleceği, düşündürüyor geceleri. Uykuları kaçıyor insanın. Sağlıklı da beslenemiyor, yeterli ve doğru gıdalar da alamıyor. Sitreste var tabi. Bağışıklık sistemi düşüyor. Halkın çoğunluğu böyle değil mi?
Uzmanlar ölümlerin öncelikli olarak kalp ve damar hastalıklarından ve kanserden olduğunu söylüyor. Stres yoruyor insanları…
Gergin, asık yüzlü, dertli, mutsuz insanlar yürüyorlar sokaklarda. Herkes çevresinde yaşayarak görüyor bunları.
Yaşlılarsa spor toto oynuyor, belki bir umuttur diyor.