Uzaktan hep ıslık çalarak gelirdi. Elinde bir poşet girerdi yüyüyuş alanına.
– Gel, gel oğlum derdi, peşinden gelen köpeğe. İyilik yapmanın ve kendine bağlılık yaratmanın tatlı bir gururu vardı sözlerinde.
Bir haftadır gözlemliyorum. Artık gelirken ıslık çalmıyor, elinde poşet taşımıyor.
Bugün seslendi yine:
– Daha yiyecek getiremeyeceğim ona, dedi.
Hep senin arkandan geliyor.
– Eski dostluk dedim. Sen yine getir.
Koşullu sevgi ve koşullu iyilikler ne yazıkki uzun soluklu olmuyor. En yaygın bir duygu ve tarz, beklentili sevgidir. Beklentili iyilikler, yaygınlaşıyor git gide.
×××
Geçen gün gece Saat 22:30 sularında metro ile bir yerden geliyordum. Boş bir koltuğa oturunca sol yanımdaki koltukta oturan orta yaşlarda bir bey elindeki telefonla oynuyor, ekranı bir aşağı bir yukarı kaydırıyordu.
Sağ tarafıma baktım, karşı tarafta oturan bir kadın bir erkek elinde de telefon vardı. Hemen önümdeki boşlukta ayakta gidenlerin, daha ileride oturanların; kısacası genç, ortayaşlı % 90’ının elinde akıllı telefonlar vardı.
Geçen günlerde gazeteci Mehmet Y. YILMAZ makalesinde telefon kullanma alışkanlığının artmasını “Nomofobi” hastalığına kadar varan sürece taşıdığını çok güzel analiz etmişti.
Teknolojik ilerlemeler, sosyal ve görsel medya, internet bankacılıği, faydalı, faydasız bilgi paylaşımı çoğumuzu nomofobi hastalığına kadar taşıyor.
×××
Alışkanlıklarımız zamanın teknolojisine göre yeniden şekilleniyor.
Her geçen yıl faydalı eski alışkanlıklar sönümleniyor, değersizleşiyor, yerine yeni alışkanlıklar ruhumuzu kuşatıyor. İnsan sağlığına ve gelişimine yararlı alışkanlıkları yaşam tarzımıza yerleştirmek gittikçe zorlaşıyor.
Sosyalleşmeden uzaklaşılıyor, yalnızlık duygusu, bireyselleşen insan yapısı yaşam sevincini iyice düşürüyor. Suflör kullanan insan sayısı artıyor, tarikat benzeri guruplaşmalar, sendikalar, dernekler, yeni partiler, vb. doğuyor.
Kendini rahatça ifade edemeyen otoriter ve baskıcı toplumlarda, doğal hukuk kurallarının sosyal hayatta uygulanmadığı yönetimlerde Abraham Maslow’un “Maslow Teorisi” ne göre insanın en temel fizyolojik ve güvenlik ihtiyacının bile karşılanamadığı görülüyor.
Kendini zayıf ve güçsüz hisseden insan ister istemez bir yere bağlanmak, sırtını bir yere dayamak istiyor.
Yalnızlık ve çaresizlik duygusu yaşıyor. Bilincini özgürce kullanma yetisini kaybediyor. Böylece önüne çıkan sorunlara karşı, çözüm amaçlı yeni çıkarımlarda bulunamıyor, mantığını kullanamıyor bir suflöre, bir mentore ihtiyaç duyuyor. Artık fizyolojik ve güvenlik ihtiyaci iyice artıyor bir guruba ait olma dürtüsü öne çıkıyor.
Kısır döngü tuzağına düşen bir çocuk, bir genç, orta yaşlı ve yaşlı bireylerden oluşan toplumlar gelişim ivmelerini ve enerjilerini de kaybediyorlar.
İnsanın bu fizyolojik ve güvenlik ihtiyaçlarını en iyi anlatanlardan biridir Viktor E. Frankl “İnsanin Anlam Arayışı” kitabında.
İkinci Dünya Savaşı sırasında toplama kamplarında yaşanılanlar insanın bu ihtiyaçlarını oldukça gerçekçi bir şekilde insanlığın gözlerinin önüne seriyor. Kitaptaki Kapolar( özel ayrıcalıklı olan tutsaklar) konuya uygun insan tipi örnekleridir.
Yine José Saramago “körlük” kitabında temel ihtiyacları karşılanamayan insanın nasıl vahşi hale gelebildiğini acı bir şekilde ortaya koyuyor.
×××
İki gün önce George Orwell’ in 1984 romanından oyunlaştırılan Murat Daltaban’ın yönetmenliğini yaptığı tiyatroyu izledim.
On oyuncudan oluşan tiyatroda insana yönelik oldukça hüzün ve acı dolu mesajlar vardı. Orwell’in bu romanını okuyan bilir; baskı altında saygınlık ve kendini gerçekleştirmede tatminsizlik yaşayan insan, özgürlüğünün özlemini hücrelerinde hisseder.
İnsanın gelişimi ne yazıkki sadece teknolojik ilerlemeler ile sağlanamıyor.
Temel fizyolojik ve güvenlik ihtiyaçları yanında, sevgi, saygı ve kendini gerçekleştirme ihtiyaçları en doğal haliyle, insan ruhuna uygun bir şekilde karşılanması gerekiyor.
Maslow teorisi ile primidin tepesini arzulayan sadece insan mı?
Bir köpek bile sadece hergun yiyecek getirsende, sevgisel bir bağ kurmadıktan sonra sırf çıkarı için peşinden gelmiyor.
Sevgi ve kendini gerçekleştirme piramidin en yüksek tepesi, insan ruhunun en üstün insan değeridir.
20.01.2024
Özgen Dursun