Aile, çevre ve okuldan öğrendiklerimiz, kopyalama ile edindiğimiz alışkanlıklarımız yaşamımızı belirliyor.
Öğrendiklerimizin hepsi doğru olmadığı gibi, alışkanlıklarımızın hepsi de yaşam kalitemizi daha ileri taşımıyor.
Doğruya ve gerçeğe ulaşma azminde çok gayretli değiliz. Bilincimiz de bilim temelli şekillenmiyor ne yazık ki?
Kaliteli yaşam donanımına ulaşmada çok yetersiz kalıyoruz. İradeyi güçlendirici bir bilgi gücü çok oluşturamıyoruz.
Böylece çileli yaşam sürüp gidiyor. Çile çekmeyi de seviyoruz galiba. Gizli gizli zevk de alıyoruz.
Bilim insanları insan beyninin evrimini daha tamamlayamadığını söylüyor. Böylece insan beyni bencilliğini sürdürüyor. Eski beyin böyle çalışıyor.
Örneğin; arkadaşlarınızla pikniğe gittiniz, piknikte bir arkadaşınızı yılan soktu. Gizli gizli bencil beynimiz ve iç duygumuz şöyle diyor: İyiki beni sokmadı, bana bir şey olmadı. Dillendirmeden, içten içe, kendi başına gelmediği için seviniyor.
Hayat pahalılığı seni etkilemiyorsa, çokta umursamıyorsun. Veya küçük çıkar uğruna işin görülüyorsa, Cumhuriyetin ve demokrasinin senin için çokta önemi olmuyor.
Seçimlerinde küçük bencil çıkarların yaşam şeklini belirliyor. Beynini kullanan, insanlığı düşünen, halkının yanında olanların yaşamını da dolaylı olarak belirliyor.
Tekrarlanan sıradan hayatlar hayat mı gerçekten?
Yaşamın ne olduğunu da tam öğrenemedik galiba. Toplum olarak koşulları değiştirmede tembeliz, korkağız. Dünyada, gelmiş geçmiş insanlığın içinde bunu en iyi başaran Mustafa Kamal Ataturk olmuştur.
Paranın kazanılmasında, hayatın kalitesinde bilinçsiz bir yaklaşım içindeyiz.
Yaşadığımiz çevrenin girdabınından çıkamıyoruz kolay kolay.
Okumuyor, öğrenmiyor, denemiyor, ısrarcı olmuyor, takip etmiyor, sonuç almada gayretli olmuyoruz.
Bedel ödeyerek öğrenen bir toplum olduk.
İyi yaşamak için bedel ödemeye gerek kalmadan, bedel ödeyen toplumlardan öğrenerek doğru seçimleri yapan toplumlar çok daha ileri gidiyorlar.
Bir söz vardır bilirsiniz. ” Yaşamadan öğrenilmez derler, yaşamadan öğrenilmez felsefesi, öğrenmeden yaşamayı seçenlerin ideolojisidir.”
Doğada hiçbir şey olanaksız değil. Jim Rohn’ un güzel bir sözü vardir. ” Hiç birimiz bir yere sabitlenmiş ağaç değiliz, yerimizi değiştirebiliriz”.
Gördüğüm kadarıyla geldiğimiz bu noktada yerimizi değiştirmeye o kadar çok ihtiyacımız var ki?
Gencinden yaşlısına, kadınından erkeğine çok kişi bu arzunun içinde.
Hayat pahalılığı ve yaşam zorlukları boğazını sıkıyor insanın.
Umudun özlemi ruhunu kaybetmiş gibi, gökyüzü sanki eski gökyüzü değil.
Mavi çok daha silik her yerde; pazarda, dağda, ovada, ormanda, denizde, gökyüzünde…
Gülümsemeye hasret kaldı insanlar. Mutlu bir şekilde kahkaha ile gülmek kesildi iyice…
Peki nerde kaldı sağlıklı kaliteli yaşam?
İçimize aktı hayali, gözyaşı ile birlikte…
12.08.2023
Özgen Dursun