5 Ağustos 2023 günü tam 27. yılımı
kutlayacağım. O güne az kaldı.
5 Ağustos 1996 benim için çok önemli bir tarih. Önce yürüyüşe, sonra koşuya başladığım gün.
Koskoca 27 yıl kalmış arkada. Dolaştım ekvatoru bir tam, ikinciye çoktan başladım, dönüyorum halen daha dünya üzerinde, 50 bin km’lerde.
Bir kararla başladı, bir adım, bir adım daha, binlerce km’ler topladı.
Yalnız yürümeyi seviyorum, adımlarımı ona göre ayarlıyorum. Koşarken de öyle, yürürken de, sadece ben mi böyle hissediyorum.
Ruhun, yüreğin adımların uyumu, gözlerinin gördüğü renkler, mavilikler, yeşillikler, renk renk çiçekler, büyülüyor insanı, içine çekiyorsun soluğunla temiz havayı.
Ruh katıyorsun renklere, duyduğun her bir sese. İç sesin de güzelleşiyor, dinleniyorsun, yorulacak yerde.
Sabahin ilk saatleri, güne nasıl güzel başlıyorsun böyle.
Sanki dağların tepelerine kadar uçacak gibi hissediyorsun?
Bu duyguyu yaşıyorsun içinde, ne güzel bir dünya diyorsun.
Ne güzel bir kondisyon, ne güzel bir enerji bu, sanki dağların tepelerine uçacak gibi hissediyorsun.
Günaydın diyorsun bu sıcak duyguyla, tanımasam da ilk gördüğüne.
×××
Bakıyorum İskoç’lu romancı ve şair Robet Louis Stevenson’da benim gibi düşünüyormuş.
‘Yürüyüşten hakkıyla keyif alabilmek için yalnız olmak gerekir’ diyor ve devam ediyor:
‘İki kişi bile olsa yürüyüşe grup halinde çıktıysanız, buna sadece lafta yürüyüş denir, esasında pikniğe çikmışsınızdır. Yürüyüşe yalnız çıkılmalıdır, çünkü yürürken özgürlük elzemdir, çünkü keyfinize göre durabilmeli, devam edebilmeli, istediğiniz yola sapabilmelisinizdir, çünkü ritminizi bizzat kendiniz belirleyebilmelisinizdir’.
Yaşamını Nietzsche’nin yaşamına çok benzetiyorum. Nietzsche 37 yaşında, Stevenson 44 yaşında ölmüş.
Tam içimdeki duygu ve düşünceleri dile getirmiş Stevenson.
Böyle düşünenler sadece Nietzsche ve Stevenson’ da değildir. Thoreau ve Rousseau’nunda benzer düşündüğünü anlıyoruz.
Bazen yürünemese bile; simülasyonuda güzeldir hayalin.
Bilirsiniz, insan beyni; duygu yüklü düşünce ve hayallerin gerçeğini ayırt edemez.
Evinde bile aynı gerçeği yaşatır sana beyin.
×××
Şimdi uygulamasi:
Alıp başımızı gitmek lazım uzaklara…
Ahh şımdı çıkacaksın Saduğbela’nin başına.
Tepeden bakacaksın aşağı, manzaralar çeşit çeşit, her biri ayrı bir güzellik.
Ne sessizlik, ne sessizlik.
Kartallar uçuyor büyük kanatlarıyla, özgürce açmışlar maviliklere, nasılda uyumlu rüzgarın kanatlarıyla…
Kanatlanıp uçmak geliyor insanın içinden, nasıl bir özgürlük bu, masmavi göklerde yaşamak geliyor…
Aşağıda heybetli çam ağaçları, ladinlerle iç içe, ayılarda vardı eskiden, şimdi nerelerde kaldı.
Tavşanlar çıkardı patikalara, tilkiler eşlik ederdi onlara.
Doğada olmak ne kadar da güzel böyle.
Verhunal’in dağlarına, çıkacaksın daha yukarılarılarına.
Ağgol’un kenarlarında, koşacaksın kortlarda…2000 rakımın üstünde, yaşamak ne kadar da güzel özgürce.
Ahh özgürlük, serinlik veriyor insanın ruhuna.
Rüzgarıyla, suyuyla, için bir hoş oluyor heybetli yüksek dağlarıyla…
Çıkacaksın daha da daha da yukarıya.
Karagöl’e keserse gözlerin, adımların da eşlik ederse yüreğine, hadi biraz daha sevinç duy dağların özgürlüğünde…
Podara’dan dikil daha yukarıya, serttir taşı biraz ufalanır ayağının altında unutma.
Sonra düşersin Bıca’li gibi geriye.
Gerisin geri kayıp gidersin Karataş’tan aşağıya, telef olursun sonra. İzin bile bulunmaz, dağlarda yok olursun, bu güzelliğin hayalini soldurursun, unutma.
Sakın özgürlüğünü soldurma.
12.07.2023
Özgen Dursun
Kaynak:
Frederic Gros. Yürümenin Felsefesi.