Nilufer, Ihsaniye de yürüyüş yolum üzerinde, bir okulun bahçe duvarlarının dişinda, kaldırım kenari ve duvar dibi arasinda yeşil çalı ve otsu yeşil bitkilerle kapli bir alan var. Bu alanda sürekli yatan, rengi sarı ve kahverenkli olan bir kedi yatar.Sabahlari yürüyüş esnasında onu hep yatarken görürdüm.
Yaklaşık bir ay önce bir kadının onu kendi elleri ile bir annenin bebeğini besler gibi beslediğini görmüştüm. Sol eliyle sırtını ve başını seviyordu, sağ eliyle de kedi mamasını uvucuyla yediriyordu.
Bir insanın bir kediye karşı nasil sevgisel yaklaştığını gördüm. Bu duyarlılık ” bir insanın gelişmişlik duzeyinin” seviyesiydi. Ev hanımıydı, çalışmıyordu. Kedilere sadece bir kaba yiyecek ve su bırakıp, arkasina bakmadan giden insan tiplerinden biri değildi. Nasil bir yetisme tarzi ile büyümüştü? Tüm canlılara karsi nasil bir sevgi anlayışı vardi? Nasil bir eğitim aldi? Nasil bir çevrede büyümüştü?
Paylaşımcı, sevgiyle büyüyen, kendini doğal bir şekilde rahatlıkla ifade ederek büyüyen çocuklar; evde, sokakta, çevrede, ülkede, dünyada nasıl yaşamı güzelleştiren kişiler olurdu, bunu hayal bile edemeyiz. Bu sosyoloji uzmanlarının konusu olsa gerek. Ama hepimiz az da olsa bunu düşünebiliriz.
Bir insanın bu tarzi beni çok duygulandirmışti…
Bu sabah yürüyüşe giderken ayni kedinin soğuktan büzülerek yattigini gördüm. Içimden keşke elime yiyecek alıp getirseydim diye geçirdim. O kadının daha önceki yaptıkları aklıma geldi. Kötü hissettim.
Aslında çocukluktan itibaren kedileri çok sevmezdim. Kardeşim bayılırdı kedilere. Köy evinde, soğuk kış gecelerinde yatagimin içine girip yatardı. O mırmır sesine uyanir ve yataktan kovardım. O sesle ben uyuyamazdım. Ama evin içinde olmasindan hiç mutsuz değildim. Kardeşim ise yatağına alır, birlikte uyurlardı.
Sokak kedilerine karşı farkındalığım çok yoktu. Yaşadığımız ilçelerde, bu şekil bir davranışa hiç tanık olmamıştım. Hayvan severlerin hikayelerini genelde biliyordum. Ama böylesi bir hikâyeyi ilk kez yaşayarak öğreniyordum.
Bugün yürüyüşten dönerken yine ayni kadının oturmuş, kediyi beslediğini gördüm. Durdum. Üç- beş dakika sohbet ettik.
-Böyle birbirlerinden uzakta 3 kedi daha var.
-Beni uzaktan görünce koşarak yanıma geldi.
– Bak şimdi karni doydu, mirmir ses cikararak şarkı söylüyor.
– Bazen köpek gezdiren insanlar benim koyduğum mamaları köpeklerinin yemelerine izin veriyorlar. Köpeklerde bunları çok seviyor. Ama o zaman bu kedi aç kaliyor.
– Bir ara kaybolmuştu, çok merak ettim, dedi.
-Peki, sana yardimci olan baska kimse yok mu?
– Insanlar yaptığımı çok merak ediyor ama, kimse uğraşmıyor böyle, dedi.
Kedi, sokak kedisi olmasına rağmen oldukça temiz ve iyi görünüyordu.
Bir ev hanımının sokak hayvanlarına yaptığı bu emek, ilgi ve sevgisi çok takdir edilecek bir davranıştı. Insan düşüncesinin ve yüreğinin geldiği yer; insancıl gelişmişliğin üstün seviyesiydi.
Yedirdiği mamaların fotoğrafını çektim.
Galiba arada giderken bende yiyecek bıraksam vicdanen çok daha iyi hissedeceğim.
Insanlık; beklentisiz insanlara, canlılara zamanını ve emeğini vermektir.
Karşılıksız yapılan iyilikler en güzel iyiliklerdir.
