Geçen gün Bursa Kent Meydanı ‘nin kuzeyinden iki şeritli yolun sol tarafından Merinos’ a doğru ilerlerken Hasan Ali Yücel Kütüphanesi yazısı gözüme ilişti.
Kapıdan içeri girince karşımda geç iki erkek, bir kadın oturuyordu. Sağımaki bir tabelada da “Hafta içi her gün Saat: 16: 00′ da sıcak çorba servısımız vardır” yazıyordu.
Saatıma baktım, 15: 30′ u gösteriyordu.
Görevlilere:
– Tam zamanında yetışmışım çorbaya, ne güzel, dedim.
– Hoş geldiniz! Tabiki her gün sıcak çorba servisimiz var, kapımın önünde girişteki boş alanı eliyle işaret etti. Kütüphaneye gelenler Saat : 14: 00 ‘ te sıcak çorbalarını içiyorlar.
Girişteki bölümün cam kapılarından kütüphanedeki kitapliklara düzenli olarak dizilmiş kitaplar ile bölümlere ayrılmış masalarda ders çalışan öğrenciler görünüyordu.
Üste merdivenlerle çıkılan başka bir bölüm daha vardı.
– Önce bir kütüphaneyi görmek istediğimi ifade ettim.
– Üst taraftara kafeyerya ve oturma alanları var, dediler.
– Sonrada üst tarafı dolaşmak arzumu paylaştım.
Cam kapıdan içeri girince, önce klasiklar göze çarpıyordu. Kitapların sırtınin en üst kısmında Hasan Ali Yücel klasikler dizisi yazıyordu. L şeklinde büyük bir salonda ahşap renkli, geniş dolapların içinde her bir kitap türlerine göre sınıflandırılarak kayıt altına alınmıştı.
Bölümlere ayrılmış her bir kitapların önünde durdum ve inceledim. Zengin bir arşiv oluşturulmuştu. Belediye başkanı ve bu konuda emek verenlerle gurur duydum. En çokta İş Bankası yayınlarından çıkan siyah beyaz renkte, güven veren bir yazım dilinde özenilerek hazırlanmış klasikler önünde durdum.
Dostoyevski’ nin Karamazov Kardeşler’ i, Suç ve Ceza ve diğerleri. L.N.Tolstoy’ un, Viktör Hugo’ nun Turgenyev’in, Nietzsche ‘ nin, Platon’ un, Aristophanes’ in, Denis Diderot’ un, Seneca’ nın, Gogol’ un, daha onlarcasının kitapları özenilerek dizilmişti.
Sessizce ders çalışan öğrencilerin yanından sessizce geçerek dolaştım. Huzur buldum. Hele Hasan Ali Yücel’ in ismini tek tek okuyunca duygulandım.
Nadir Nadi 1968′ de bir yazısında, Hasan Ali Yücel hakkında bakınız neler demiş:
“Benzerine pek rastlamadığımız devlet adamlarımızdan biridir Hasan Ali Yücel. Memlekte en fazla hizmet etmiş bir Milli Eğitim Bakanı’ dır. Çağdaş uygarlığın kaynağı olan klasik eserleri dilimize çevirtip vatandaşa sunan bir devlet adamıdır. Bakanlık yaptığı 7 dilda, 70 yıldan daha çok çeviri eserleri yurdumuza kazandırmıştır.”
Ve şöyle devam ediyor: “Hasan Ali Yücel, devlet bütçesinden sağlanan olanakları çeviri için olumlu yolda başarı ile kullanırken, bir yandan da aynı olanakları gene olumlu yolda kullanarak yurdumuzdaki okul, öğretmen ve öğrenci sayısını o zamana değin görülmemiş bir ölçüde artırmış ve hepsinden önemlisi, Türkiye’ nin Pestalozzi’ si diyeceğimiz büyük eğitimci, büyük ülkücü İsmail Hakkı Tonguç ‘u keşfederek işbaşına getirmiş, böylece Köy Enstitüleri müesseselerini kurmuştur.”
Şimdi burada biraz durmak lazım. Günümüzün filozofu, düşün insanı, gazteci ve yazar Ozdemir İnce gibi Google hazretlerine başvurdum. Kim bu Pestalozzi? İsmini ilk kez duyuyorum. Belki de çok öğretmen de benim gibi bilmiyor. Bakınız Google ‘ de ne yazıyor:
“Joham Heinrich Pestalozzi, İsviçreli pedagog, hayırsever, okul ve sosyal reformcu, filozof ve politikacı. Egitim, hukuk ve insan gelişimi üzerine önemli çalışmalar yapmıştır. Hem Fransız Devrimi’ ni yaşamış, hem de devrimden derin bir şekilde etkilenmiştir.”
Pestalozzi hakkında bu kadar güzel tümcelerı okuyunca Sokrates aklıma geldi. Ne güzel söylemiş: ” bildiğim tek bir şey var o da hiçbir şey bilmediğim. Şaşkınlığımı burada da gizlemeye hiç gerek yok, İsmail Hakkı Tonguç Vikipedi’ de şunları yazıyor: ( 1893- 23 Haziran 1960), Turk Eğitim bilimci, köy Enstitülerinin mimari ve dönemin İlk Öğretim Genel Müdürü. 64 yıl geçmiş Tonguç ‘ un ölümünden. Nadir Nadi Pestalozzi ile ilgili filozof sozcugunu kullanınca acaba bir kitabı var mı diye Amazon’ da araştırdım. Üç kitap karşıma çıktı. Biri İsmail Hakkı Tonguç ‘ un yazdığı; ” Pestalozzi Çocuklar Köyü. Demekki Tonguç köy Enstitülerini kurup, geliştirirken Pestalozzi ‘ den etkilenmiş. Atatürk gibi tarihte iz bırakmış çağının ilerisinde olan düşünür ve filozoflardan yararlanmayı bilmiş devlet insanları hepsi.
Pestalozzi ‘ nin de iki kitabı karşıma çıktı. Biri ” Modern Okulun Kuruluşu, ikincisi Çocuğunu Nasıl Eğitirsin. 1990’li yıllarda Çocuklar daha küçükken , Çocuklar hakinds en az yirmi kitap okuyup, incelenmiştim. Ama Pestalozzi hiç karşıma çıkmamıştı. Böylece bu ismi de Hasan Ali Yücel Kitaplığı ile öğrendim. Bir teşekkür de bunun için.
Biraz fazla durduk, konuyu oldukça dağıttık. Tekrar devam edelim en iyisi, yoksa okunmaz bundan sonrası:)
Alev Coşkun’ da kitabının arka dış sayfasına şunları yazıyor: ” kitapta efsanevi Milli Eğitim Bakanı ” Aydınlanma Devrimcisi” Hasan Ali Yücel’ in eğitim ve kültür alanında yaptığı büyük atılımları bulacaksiniz,** diyor.
Hasan Ali Yücel ismi ister köylü, ister şehirli olsun bu ulusun vatansever evlatlarının belleğinde, yüreğinde, gözlerinde bir ışık gibi parlamaktadir.
Bu duygularla Bursamıza Hasan Ali Yücel ismine yakışır muhteşem bir kütüphane açılmasını sağlayan Başta Belediye Başkanı olmak üzere, bu konuda katkı sunan emek veren tüm ekibine ve çalışanlarına şükran duygularimla teşekkürler ediyorum.
Kütüphane bölümünü gezdikten sonra giriş kısmındaki görevlilere:
– Herşey çok güzel, sadece iki eleştirim var, dedim. Birincisi dolaplar kitap boyutuna göre fazla derin olmuş, ikincisi de Aziz Nesin yaşasaydı bugün Orhan Pamuk’ la yanyana gelmezdi, diye biraz ironi yaptım. Çünkü Büyük yazar Aziz Nesin, her ne kadar Nobel Edebiyat ödülü alsa da bugün Orhan Pamuk’u çok eleştirirdi. Kitapları yan yana dizilmişti.
Sonra üst katı dolaştım. Soldaki bölümdeki kafeteryayı belediye emekçileri çalıştırıyordu. Fiyatlarını sordum, piyasaya göre oldukça uygun söylediler.
Tekrar aşağı inince:
– Sıcak çorba servisi başlayacak, buyurun diye çorba dağıtım alanına davet ettiler
Hijyenik bir şekilde, kalın karton kutularda, iki adet bol kepçe sıcak sebze çorbası ikram ettiler.
– Çorba servisi yapan orta yaşlarda bir emekçi, altı yıldır belediyede çalıştığını, başkanın mütevazı kişiliği ile sevildiğini ve kendini güvende hissettiğini dile getirdi.
Başkanın Babası 1990′ lı yıllarda Orman Bölge Müdür Yardımcısı iken Mustafakemalpaşa Orman İşletme Müdürlüğündeki tatbikatlara tatbikat yöneticisi olarak katılır; Orman İşletme Şeflerine unutmadığım şu sözü tekrarladı:
” Ormsnlara bakim yaparken, kedilecek her bir agaci tam toprak seviyesinden kestirin. Devletin ve halkın olan bu ormsnlarda herkesin hakkı vardır. Bu anlayışla çalışın. Bir bir ağaçta bir santimetre yüksek kesim devletin bütçesine zarardır. Toprakta kalıp, çürümenin, parasi devletin bütçesine girsin”
Genç muhendisletin belleginde kamunun ve milletin hakkını koruyan bir yönetici olarak iz bırakmıştı.
Şimdi oğlu Osmangazi Belediye Başkanı. Çalışanlarından da, çalışkanlığı ve insanı değerleri ile ilgili olumlu anlamda güzel sözcükler duymak içimizi hoş etti.
Öğrenciler, oradan geçenler tek tek gelip sırası ile çorbalarını alıp, içtiler. Soğuk bir kış günü, dışarıda ayakta sıcak bir sebze çorbası özelikle kütüphanede ders çalışan öğrenciler için harika bir hizmeti.
Mekandan ayrılırken, içeri girip herkese bir kez daha, bu güzel emekleri ve halka hizmetleri için teşekkür ettim.
Bir günde gelip Kent Lokantanizda yemiğinizi yemek isterim dedim. Çünkü üst kata çıkınca camdan karşıda ” Kent Lokantası” ismini de okumuştum.
20.12.2024
Özgen Dursun
* Nadir Nadi, Ben Atatürkçü Değilim, s. 135-136.
**Alev Coşkun, Hasan Ali Yücel.
Not: 1-Bu yazıyı yazma düşüncesi; Türk Aydınlanmacısı, dürüstlük ve güven abidesi, devlet insanı Hasan Ali Yücel isminden dolayı doğmuştur.
2- O anda fotoğraf çekilmediği için, aynı kütüphane ile ilgili bulduğum bir fotoğraf kullanılmıştır.
