YÜRÜMENİNİN FELSEFESİ-3

Frederic Gros’un ‘Yürümenin Felsefesi’ kitabını okuyorum bu günlerde.

Başlık bana ait değil. Felsefe profesörü Frederic Gros’a ait.

KTU’ nün değerli hocalarından Sayın Hamiyet Özen’den duydum kitabı ilk defa.

27 yıldır yürüyen biri olarak, kitabın ismini duyunca şaşırdım. Yürümenin Felsefesi mi olur dedim sizin gibi bende.

PDF ‘sini gönderdi. Çok ilgimi çekti. Gittim hemen kitabı aldım, dokunmak için sayfalarına.

Böyle bir kitap dijital ortamda okunmaz, tek tek dokunmak lazım, eline alıp avuçlarında yoğurmak lazım. Hatta yürüyüşlerimde bile yanımda- bir elimde telefon, bir elimde kitap, arada hızlı hızlı yürürken bile okuyorum.

Çizeceksin tümcelerini, sözcüklerini. Kabuğunu kırıp, ruhana gireceksin kitabin. Onlarca filozofu getiriyor yazar gözümüzün önüne, sanki yüreklerini çekip çıkarmış hepsinin, izdüşümünü düşürüyor kitabin sayfalarına.

Kim bu Gros dedim, araştırdım. Bir Fransız felsefe profesörü imiş oda. Daha genç 1965 doğumlu.

Içinde çok güzel duygular var, bazen hüzün duyuyor, bazen acıyor insan.

Yüzlerce yıl önce yaşamışlar o anlı şanlı filozoflar.

Doğru dürüst gün yüzü de görmemişler, ordan oraya yürümüş durmuşlar.

Yol yok, iş yok, düzen yok. Çoğu ayakta yazmışlar. Düşünmüşler, hayal etmişler. Ahh Roussseau’ da çok acı çekmiş. Yaşayınca acıları, çekmiş gitmiş dağların doruklarına.

Jean- Jacgues Rousseau sadece yürürken gerçek anlamda düşünebildiğini, aklını toplayabildiğini, yaratabildiğini ve esin bulabildiğini söylüyor.

‘Kırk yaşını devirdiğinde, sosyal arayışlara, sosyetik ahbapliklara, baş döndürücü modalara ve bitmek bilmez dedikodulara dur demeye karar veriyor”. “Orman yollarında, gürültü patırtıdan uzakta yalnız olmaktan başka isteği kalmamıştır” diyor yazar.

” Her gün toplumsal saygınlığını teyit etmek, arkadaşlarını ölçüp biçmek, düşmanlarını yoklamak, destekçilerini hoş tutmak, hiç durmadan beş para etmez züppelerle budalalarin gözündeki önemini anlamaya çalışmak, bakışlarla karşılık vermek, sözcüklerin intikamını sözcüklerle almak yerine uzaklarda, başka bir yerde olmak; gecelerin sessiz ve derin, sabahlarınsa berrak olduğu ormanlara sığınmaktır arzusu”.

” Hayatını koşturmalardan ve sürünmelerden azat edip sadece yürüyecektir”.

Şimdi gelde hüzünlenme. 1712’de doğup 1778’de, bu Temmuz ayında 68 yaşında ölen Cenevreli filozof ve yazar olan Rousseau insanlık dünyasında sevilen bir yeri var.

Düşündükleri, hissettikleri, yazdıkları insanlığı aydınlatmaya devam ediyor.

Rousseau’nun o gün yaşadıkları, hissettikleri ve yazdıklarının bir benzeri aynen 250 yıl sonra bu günlerde de yaşanıyor.

Bu satırları yazarken Bursa Şehir Hastahanesi’nin etrafını hemen hemen tam bir tur attım, içecek bir su bulmak için.

Yıldız şeklindeki binanın daha ilk köşesini dönerken yerde betona oturmuş, sırtını binanin duvarına dayamış koyu mavi formalı tek başına genç bir kadın gözlerini kapatmış dinleniyordu.

Yaklaşınca:

– Dalmış gitmesin, dedim.

– Evet ya, kendimden biraz geçmişim.

– Arada molalarda, insanlardan uzak bir yerde yalnız dinlenmeyi seviyorum, dedi.

Beton zemin üzerinde bir sigara paketi, üstünde de bir çakmak duruyordu. Hemen paketin yanında kağıt pet bardağın dibinde oralet olduğu anlaşılan içeceği vardı.

– Sigarayı işaret ederek, yalnızlığına eşlik ediyor, dedim.

Yargılamadan gülümsedim.

– Paketi kaç lira?

– 43 tl. dedi.

Eğildim, elime aldim içinde 7 adet vardı. İki adet içmişti, oturduğu yere yakın iki izmariti gösterdi. Kalkarken çöpe atacağım, dedi.

Anlatmaya başladı:

Aslında geç başladım sıgaraya( sıgara sağlığa zararlıdır). Sağlık üzerine eğitim aldığını, atanamayınca sıgaraya başladığını, altı yıldır içtiğini, işinde de hiç mutlu olmadığını, insanlardan sıkıldığını dolu ve duygulu gözlerle anlattı. Atanma umudunu üzgün bir dille ifade etti.

Ona biraz Nietzsche ve Rousseau’ dan bahsettim. Onlarda senin gibi sıkılmış insanlardan, çekip gitmişler dağlara dedim.

– Aynen bende gitmek istiyorum, bu konuşma terapi gibi geldi bana, dedi.

İyi dilekler diledim, ayrıldım.

Bir mekanda masaya oturdum. Bir simit ve bir su aldım.

Aradan 250 yıl geçmiş insanlar yinede yalnızlık duygusu çekiyor, birbirlerinden uzaklaşmak istiyor.

Dedikodu, boş sohbetler, bencil, çıkarcı düşünceler. Hükmetme ve ego gücü ile ezmeler, paranın gücü ile kötü hissettirmeler, şatafatlı ve göstere göstere göze sokmalar, dinleme sabrı ve toleransı olmayanlar yaşamı huzursuz ve mutsuz kılıyor.

Gros’un kitabını okuyunca tarihte ve günümüzde yaşananlar bir şerit şeklinde geçiyor insanın gözlerinden.

14. 07.2023

Özgen Dursun

Bu Seri: YÜRÜMENİNİN FELSEFESİ