Gözleri zor görünüyordu. Üstünde paltosu, başında kapşon vardi. Ağzında siyah maskesi ile yüzü tam kapatılmıştı.
Yaşı epey ilerlemişti. Akşam üzeri kârlı soğuk bir havada köpeğini gezdiriyordu.
Iyi olduğunu söyledi.
– Çok giyinmişsiniz, gözleriniz bile zor görünüyor?
– Hava soğuk, kârda atıştırıyor. Köpeği de çıkarmak zorundaydım. Dedi.
Köpeğe baktım. Küçük cinslerden. Köpekleri çok bilmem. Ortaokul ve lise yıllarında köyden ilçeye 17 km. yol yürürken 5 pare köyden geçerdik. Her köyden geçişte evleri yol kenarında olan hanelerin köpekleri saldırırdı üstümüze. Cuma günleri köye gidip, pazar günleri geri dönerdik. Köye giderken elimiz boş olsada, dönerken sırtımızda beyaz ipten örülmüş file içinde iki büyük poğaça(köy ekmegi), bir elimizde bir stil yoğurt ( 3 kg kadar), ötekinde satmak için on-onbeş yumurta, bazende bir kg kadar tere yağı olurdu.
Yıllar içinde köpeklerin her saldırısında kendimizi koruma dürtüsü ve melekesi gelişmişti. Artık saldıran köpeklerden korkmaz hale gelmiştik. Oldukça büyük olurlardi. Ya koyun köpeği, yada kapıyı bekleyenlerdi. Eve yaklaşmak her babayiğidin harcı değildi. O açıdan şehire gelince köpek korkusunu hiç yaşamadım.
– Maşallah çok formda görünüyorsunuz?
– Emekliyim ve 73 yaşındayım. Çok az yerim. Çok olsada yemek, şöyle bir avuç yetiyor bana. Eliyle yiyeceği miktarı işaret etti.
– Köpeğiniz ne cins?
– King chles. Dedi.

Biraz kilo aldi. Şimdi on yaşında. 8 kg olması lazım, ama şimdi 13 kg. Biraz hasta. Hareket olmadığı için biraz kilo aldı. Bacaklarında problem var. Veteriner fakültesine götürdük. Tam iyileşemedi. Aşıları muntazam. Köpeği kız istedi, ama genelde ben bakıyorum. Evladımız bizim. Çocuğumuz nasılsa buda öyle. Dedi.

Oldukça duygu yüklü, içten bir konuşma yaptı. Ilgiyle dinledim. Gözlerinin içine baktim.
Ne kadar duru, içten, güzel bir insan olduğunu söyledim.
Köpeğinin fotoğrafını çekmeme izin verdi.
Sağlık ve iyi dilekler, dileyerek ayrıldım.

