Şimdi okudum bu kötü haberi. Etem Ağa’ yı severdim. Hep bilge bir tarafı vardı. Yaşamı anlamlandırmada, olayları yorumlamada, çıkarımda bulunmada oldukça başarılı idi.
Keles’in Sorgun Mahallesi’ nde yaşardı. Konargöçer toplumların günümüze yansıyan en doğal kültürünü yaşar ve yaşatırdı.
Ortaasya ‘dan taşıdıkları göçebe kültürünün günümüzde bir çok örneği değişikliğe uğrasa da Keles halkının bir çoğunun yaşamlarında görülürdü.
İsparta Orman Fakültesi’nin 22-24 Ekim 2018 tarihinde düzenlediği “ISNOS- MED 2018 1. Uluslararası Akdeniz Ülkeleri Silvopastoral Sistemler ve Konargöçer Toplumlar Sempozyumu” da;
” Bursa – Keles Yöresinde Konargöçer Toplumların Yaşam Biçimleri ve Çoban Kültürü” başlığı altında Sayın Prof Dr. İsmet DAŞDEMİR’ hocamla birlikte hazırladığımiz bilimsel bir bildiri tarafımdan sunulmuştu.
Bu bildirinin hazırlığı esnasında, başta Etem Ağa (Akman) olmak üzere, Kocakovacık köyü halkı ve çobanlarindan çok şeyler öğrendim.

Hep Etem Ağa diye seslenirdik. Şimdi yok demek ki:(.
Keles’ ten ayrıldıktan sonra bir daha görmedim. Duyunca içim yandı. Çok üzüldüm.
Torunu Halil İbrahim Akman’ la görüştüm az önce. Halil İbrahim pırıl pırıl bir genç adamdı. Dağda gece- gündüz yüzlerce koyunun hakkından gelirdi tek başına. İlk 2000 rakımlı dağların zirvesinde sırtında tüfeği ile görmüştüm.
Sonra İnegöl- Keles arasındaki Uludağ’ın uzantısı olan dağların zirvelerinde Keles Kaymakami ve Daire amirleri ile çıktığımızda gördük onu. Bu sefer ayran çıkardı yanımıza.

Konargöçer kültürün yaşam biçimlerini iliklerime kadar hissettim o günlerde.
Sonra bunu bilimsel bildiri haline getirdik İsmet hocamla. Tarihsel izleri kalsin diye yarınlara.
Halil İbrahim hastalığını, son zamanlarını anlattı Etem Ağa’nın. Bir anıt gibiydi, bir kültür anıtı. Oturuşu, kalkışı, sohbeti ile. Yıldızıydı dağların.

Konargöçer yörük kültürünün en güzel insanlarindan biri idi. Bir hayat bilgesi gibiydi, yaşanmışlıkları, derin tecrübesi ile konuşurdu. Devlet kurumlarında sözlü ve sözsüz iletişim dilini çok iyi kullanırdı.
Mimikleri ile uyumlu gözleri vardı. Ses tonu hep sempatik gelirdi bana.Taleplerini dile getirmede nezaketli duruşunu hiç bozmazdı.
Muhtarlığı benden önceydi, o tecrübeyle birlikte girişimcilik ve iş yapma, sonuçlandırma etkililiğini artırdığı belliydi.
Konargöçer toplumların binlerce yıldır devam eden alışkanlığından biri olan, küçükbaş hayvanlarını kışın Izmir yöresine otağa götürürdü.
Ailece yaklaşık dört beş ay kalırlardı. Orda bir köyden otlak kiralarlar, bir kış boyu evden uzakta konaklarlar ve orda yaşarlardı. Gittiği yaban ellerde yerli halkla çok iyi geçinirdi. Onları kucaklar ve severdi. Halkın içinde sakin konuşması ve tatli dili ile gönüllere girerdi.
Yöre halkının ve Sorgun Köyü’nün en bilge insanlarından biri idi. Sözü dinlenir. Aklını iyi kullanırdı. Bu dünyaya bir kültür bıraktı. Tarihten izi silinmeyecek.
Torunu Halil İbrahim’i çok severdi. Evler aldım ona, varlığını artırdım, ama koyun peşinde sigortası yok diye evlendiremediğini içi yanarak anlatırdı bana. Bir sigortalı işi olsun çok istiyordu.
Telefonda sordum Halil İbrahim’e. Şimdi bir sigortalı işe girmiş, ama dedesi evlenmesini göremedi. İçim yandı yeniden:(
Işıklar içinde uyu Etem Ağa.Takvimden bir yaprak koptu ama; adın tarihe yazıldı. Toprağında güller bitsin.
Ailesine, yakınlarına ve konargöçer kültürü yaşayıp, yaşatanlara başsağlığı diliyorum.
27.07.2024
Özgen Dursun