ÖZGÜRCE UÇUR BEYAZ KELEBEKLERINI

” Coşku zekadan daha önemlidir” derler. Yaşamı anlamlandırmak bakımından güzel bir söz. Insanın içindeki enerjiye ve yaşam sevincine götürür bilinci. Zekâsı üzerinde olumsuz düşünüp bir yargı oluşturmaktansa; enerji yükseltici olumlu duygulara götürür insani.

Yaşamakta böyle bir şey aslında. ” Bugün geri kalan hayatımızın ilk günü” sözünü anımsatırcasına güne değerler yüklemek lazım aslında. Hayatın içinde ne kadar güzellik varsa, sığdır sığdırabildiğin kadar içine.

Çok zor günlerin içinden geçiyoruz. Geçiyoruz ama geçinemiyoruz. Sokakta, pazarda, manavda, markette donuk yüzler, ışığı sönmüş gözler. Fiyatlar ateş pahası. Insanın hayallerini zorluyor.

Geçen gün bir markette et rayonunun önünden geçerken tezgah arkasında bekleyen görevli bir kadına:

– Şöyle bakarak geçsem hepsine, etlerin kokusunu çeksem içime, para alıyor musunuz?

– Yok dedi, şimdilik almıyoruz.

100 TL’nin üzerinde 260 TL’ye kadar kilosu olan etler, sıra sıra dizilmiş. Alıcısını bekliyor, ama nerde?

” Gezen tilki, duran tilkiden daha iyidir” en iyisi hareket içinde olmak. Aynı yerde dönüp, durmamak lazım. Beyne negatif duygu yükleyen mesajlardan, görsel fotoğraflardan ve sözlerden uzak duracağız.

Öyle bir süreçten geçiyoruz ki; beden ve ruh sağlığımızı korumak en büyük görevimiz olmalıdır.

O açıdan, açta kalsak, mutsuz da olsak, mutsuzluğa ve faiş fiyatlara alışmamak lazım.

Umut ışığı hep olacak. Hayalimizi canlı ve ruhumuzu coşkulu kılacağız. Bilgece bir hayat süreceğiz.

Hele uzun sure çalışıp- didinip, belli bir yaşa gelince; devlete hizmet etmiş olanlara, yaşlılığında hayatın zorlukları haklı olarak çok daha üzücü oluyor. Alım güçleri azalınca, reyonlardaki fiyatlar karşısında, donup kalıyorlar. Içlerindeki kızgınlık bir “kor” gibi, dumanı tütmeyen bir ateş gibi. Yûreklerinin taa derininde, içinde yanıyor. Bir deşsen içini, gözlerinden alev, burnumdan dumanlar tüter.

Peki nasıl rahatlayacaklar? Tabi bu biraz bilgelik ve akıl işi.

Sağlıklı yaş almayı, ruh sağlığımızı da koruyarak sürdürülebilir kılmak için biraz Cicere’ ya kulak verelim olur mu?

Bakin MÖ 106 yılında doğan Marcus Tullius Cicero ne demiş.

” Parası olmayan yaşlılık bilge de olsa zordur, ama bilge olmayana parası olsa da kolay değildir”. Demekki bakış açımızı değiştireceğiz.

“Bilgelik yaşlılığın meyvesidir” demiş.

Okumaya, öğrenmeye, üretmeye ve yürüyüş yapmaya devam edeceğiz. Meyve vermeyi sürdüreceğiz.

Içimizdeki coşkun enerji tembelliğe gelmez. Hariketsizlikle asla beslenmez. Boş zaman geçirenlerin kapısından içeri girmez. Yanlışlıkla girse de pencerenin açık olduğu bir anî yakalayınca, pir diye uçar gider. Insanın içindeki sevinç ve coşkunun gizli kanatları vardır. Birden kaybolur.

MÖ 640-560 yıllarında yaşamış Atina’li devlet adamı ve şair Solon bakın ne demiş:

” Yaşlı olmama rağmen her gün yeni bir şey öğreniyorum”.

Cicero’ da 65 yaşından sonra Yunanca öğrenmiş.

Sokrates yaşlı bir adamken lir çalmayı öğrenmiş.

“Onurlu bir ömür sürenlerin yaşlılığı insana bütün gençlik zevklerinden daha değerli sayılacak derecede büyük bir saygınlık kazandırır” derler.

Onun için sağlığı bozucu, enerji düşürücü o kadar çok olgular içinde yoğruluyoruz ki; buna rağmen bedeni ölçülü işleterek, bilincimizi hep tazeleyerek, zihnimize ve ruhumuza özen göstererek enerjimizi düşürmeden, gözlerimizdeki gülümsemeyi eksiltmeden, sağlığımıza yatırım yapmayı unutmadan, herşeye rağmen yolumuza devam edeceğiz.

Nasil ki bir gaz lambasının, bir fenerin gazını koymasak, eksilince tamamlamasak söner; bir servet olan bedenimizin de direnci söner. Bedenimiz yanında bir gaz gaz lambası gibi; içimizi, aklımızı ve ruhumuzu da besleyeceğiz.

Işığa uçan beyaz kelebekler içimizde saklıdır. Ister genç ol, ister yaşlı. Aç sonsuzluğa evreninini, bırak özgürce uçur beyaz kelebeklerini…

10.04.2022

Özgen DURSUN