Gün daha doğmamıştı. Güneşin dağın arkasından ışığını süzülurcesine yansıtmasına daha vardı. Doğudan, tepelerin arkasindan düşerdi ilk ışıklar. Sonra dalga dalga yayilirdi yeryüzüne. Bir ferahlik katarcasina insanin yüreğine. Git gide daha çok parlardi günün güzelliğine…
Bugünde gün ağarmadan yola cikti Selim. Sokak aralarından geçti, ilerde üç adet köpek yolda boylu boyunca yatıyordu. Hiç oralı olmadan yürüdü yanlarından. Bilirdi ki köpekler korkan insanı hisseder. Başlarını kaldırıp sadece baktılar arkasından.
Yarı alacalı, karanlığa çalan bir güne başlamıştı. Sağa doğru yokuş aşağı dar bir sokaktan indi. Tekrar soldan düz bir yola girdi. Ara yollardan geçti. Kış aylarinda sulu, yazin kuru olan derenin üstündeki derme catma beton köprüden geçti. Korkuluklari paslanmış, demirleri eğilip bükülmüştü. Derede bir damla su bile kalmamıştı. Iklimler çok değişti diye gecirdi içinden. Hızlı adımlarla ilerledi. Köşedeki eskiden kullanılan, şimdi tamamiyle boşaltılmış, harabe olmuş üç katlı binayı geçerek sola döndü. Artık orman yoluna girmişti.
Yolun sol tarafı yer yer mera, kısmen tarım alanı, çoğunluğu kiraz olan meyve bahçeleriydi. Vadinin eteğinden yokuş yukarı dağlara doğru tırmandı. Ilerisi engebeli yoğun karacam ağaçlarından oluşan ormandı. Sağ tarafta dik yamaçlar da, saf karacam ormanlarıyla kaplıydı. Yer yer orman içi açıklıkları görülüyordu. Bu yamaçta uzun süre yol yapilmadigi için ormanlar bakımsız kalmıştı.
Selim üç kilometre daha yokuş yukari yürüyerek bir gölete vardı. Bu gölet daha çok kiraz bahçeleri ve bostanlar için yapılmıştı. Ilçenin sulama göleti olarak kullanılıyordu.
Yazları iyice suyunu çekerdi. Kisin kar suları, ilkbaharın yağmur suları ile kismen dolardı. Yazın ise burada kurbağalar öterdi.
Selim bu yolları hızlı adımlarla geçti. Yolun solunda ve sağında yaklaşık 60 cm çapında karacam ağaçları gördü. Bunların etrafında, yerden 1.30 metre yüksekteki ortalama çapı 16 cm olan genç karacam ağaçları vardı.
Selim orman ağaçlarını iyi tanırdı. Özellikle karacam ve kızılçam ormanlarında bakım ve gençleştirme üzerinde uzun yıllar çalışmıştı. Istanbul’da Orman Mühendisligi okumuştu. Sonra uzun süre işletme şefliği yaptıktan sonra, mesleğinde daha uzman olabilmek için uzaktan yüksek lisans bile yapmıştı. Literatur bilgisi de iyiydi. Hem ormanları gözlem sonucu; hem de karacam ve kızılçam ormanlarında mesleğini yapmada kendini oldukça geliştirmişti. Işını severek büyük bir arzu ve coşkuyla yapardı. Okudukça, gözlem yaptıkça ormanları daha çok sevdi. Ormanları sevdikçe işini de daha çok sevdi. Ruhuyla, yuregiyle uyumlu hale getirdi. Yorgunluk nedir bilmezdi. Enerjisi hiç düşmezdi. Onun için orman derinliklerinde uzun yollar kat ederdi. Ağaçların biyolojisini sadece kitaplardan değil, doğayı izleyerek, gözlemleyerek iyice pekistirmisti.
Orman iclerinde tek tek veya dağınık vaziyette 30-40 metre boylarinda, çok fazla dallı karaçam ağaçlarının altında ve etrafında cok sayıda fidan ve genç karacam fertlerini görünce üzülürdü. Genç olanların baski altinda büyüdüğünü bilirdi.
Altmis santimetre çapında yaşlı, çok dalli karacam ağacının ormandan çıkarılarak; altinda veya etrafindaki genc karacam fertlerinin büyümelerine fırsat verilmesi gerektiğini iyice öğrenmişti. Yaşlı ağacın alt dalları bu genç ağaçların tepe uçlarının üstüne geliyordu. Bu durum güneş ışığı almalarını engelliyordu. Artık yasam süresinin sonuna gelmiş bu yaşlı ağaçları çıkarıp, etrafindaki genç fertler kurtarilabilirdi.
Selim bir yaşlı agaca, bir baskı altında, hayatiyetini devam ettiren genç karacam fidanlarına baktı. “Sürdürülebilir ormancılığın: yarınlara bırakacağımız dayanikli fertlerden olusan sağlıklı ormanlardan gectigini yasarak ogrenmisti. Bu düşünce içinden defalarca geçti. Azman yapılı, çok dallı ağacın kalması her geçen gün diğerlerinin sağlıklı gelişmelerine engeldi. Selim’ in içi yandı.
Ormanın derinliklerine dogru biraz daha yürüdü. Karşısına bu sefer çok sık, genc fertlerden oluşmuş, bir hektar büyüklüğünde bir orman çıktı.
Karacam fidanlari ve direklik çağına gelmis ağaçları; 1.30’daki çapları bir cm den yirmi cm’ e kadar oldukca fazlaydi. Boyları da farklı farklı idi. Her ferdin kökleri aynı topraktan besleniyordu. Çok sıkışık vaziyet vardı. Aralarından gecilecek gibi değildi. Alana erken gelenler daha boylu idiler. Güneşten daha çok yararlanıyorlardı. Ya altta kalanlar, ciliz olanlar can çekişir haldeydiler.
Bunun düzelmesi doğal yolla yüzlerce yıl sürecekti. Bu durumdaki fertlerin çap ve boy artımı yapmasi zordu. Bakim mudahalesi görmese fertler daha dayanıklı, daha saglikli olamazdi. Rüzgâra, kara, fırtınalara daha dayanıklı, güzel gövdeli ağaçlar haline gelemezlerdi. Onlarca yıl geçsede sağlıklı orman oluşamazdı.
Işte Selim bunun için okumuştu. Doğaya yardımcı olalım diye. Daha hızlı bir şekilde; bakimsiz dogal ormanlari, dogal bir şekilde bakimli, dayanikli ormanlar haline getirelim diye. Gelecek insanlığa doğal ve sağlıklı ormanlar bırakalım.
Ülkemizde bundan cok daha büyük alanlarda böyle bakimsiz genç ormanlar var diye düşündu. Içi burkuldu. Bir kütüğün dibine çömelerek düşündü, düşündü.
Ülkemizin bu yapıda o kadar çok bakımsız ormanı var ki? Bir savaş halinde karacamlar, kızılcamlar. Iç içe geçmiş durunda. Bir metrekareye sıkışmış onlarca genc fidanlar. Onlarca hektarda birbirilerini boğazlarcasina. Suya ve güneşe hasret boylanmis sıkışık fertler.
Böyle ormanlar bulunarak doğal yöntemlerle, doğal bir şekilde doğaya yardımcı olmamız gerekiyor diye uzun uzun hayal etti.
Sürdürülebilir ormanciligin doğal yöntemleriyle çap ve boylarının artırılıp ülke ekonomisine katkı sunulmasından yanaydı.
Fakat çap ve boy büyümesi sağlıklı bir şekilde artan, kapalılığı fazla kırılmamış, dayanıklı fertlerden oluşan bir karacam ormanının zorunlu nedenler dışında gençleştirmeye alınıp, sıfırdan gençlik getirilmesine karşıydı.
Önceliğimiz bu olmamalı diye düşünürdü hep. Ülke genelinde binlerce hektar alanda, sıfırdan genc fidan getirmek için enerji harcamak yerine; insan eli değmesi gereken binlerce hektar bakımsız ormanların, bakimlarinin yapilmasi daha doğru olmaz miydi diye sordu kendine.
Entegre orman yonetimi çerçevesinde; sürdürülebilir bir anlayışla, biyolojik çeşitliliği öncelikleyen, küresel ısınmanın hızlandığı bu süreçte karbon tutulumunu daha çok sağlayan bir teknikle çalışmalar yapılsa, ülkemiz için olduğu gibi, tüm insanlik icinde daha guzel olmaz mi diye ic gecirdi Selim. Orman Ekosistemine gözümüz gibi baksak ve korusak diye iç çekti.
Gökyüzünün maviliklerine baktı. Hafif rüzgarda sallanan agac dallarından cikan çatırtı seslerine kuş sesleri karıştı. Ruhu ve beyni huzur bulmadan oradan uzaklaştı.
Böyle alanlar aranip bulunmalı ve ormana sevgiyle hizmet etmeliyiz diye hayal ede ede baska bir yola cikti.
Yarına dair özlem ve umudunu doğayla birlikte uyumlu hale getirene kadar kendini kuşların özgürce ötüşlerine birakti.
Sonra yavaş adımlarla uzaklaştı.